5 Nisan 2014 Cumartesi

Boşver şimdi bunları azizim
şiiri sever misin şiiri
ya türküleri ..

resim çizer misin hiç
bir manzarayı seyretsende olur
ayak üstü iki dakika soluklanıp

içitiğin olur mu 
günde üç demlik birden 
sarhoş olur musun hiç çayla

en az bir saat vakit ayırmalı insan kendine
yürümeli hergün çok kısacık da olsa
elleri ceplerinle bir başına.öyle hür

dans eder misin dans 
yüreğindeki melodiye karılıp
öyle içinden gedldiği gibi

avludaki erik ağacının dibinde durup,
sevdalanır mısın patlayan tomurcuğa
her bahar yeniden devinir mi sinende aşk

yemişim işini gücünü 
evini arabasını, yatını katını...
bana şu söylediklerimden bahset

şiiri sever misin şiiri ?

Ulaş YÜKSEL / Sultan Süleyman

1 Nisan 2014 Salı




neden terler ellerim böyle yokluğunda
ya kalemimden damlayan emek
atmasam kendimi şu maviye
boğar bu keşmekeş beni

işte bunun için 
bu kadar tuzlu bu deniz
hadi terime karıl parlasın tenin 
hadi, iyot koksun saçların..

Ulaş YÜKSEL / Andacım Deniz

30 Mart 2014 Pazar




yine kaybettik
neyse si.tiret henüz ölmedik
kuralım kendi şarabımızı 
hadi sevişelim kaldığımız yerden 
eskisinden kırmızı
ondan sonra içki 
on ikiden sonra sevişme yasağı
gürültülü olsun
devriyeler dayansın kapıya
ellektrik elektirik
kim indirdi şartelleri
sahi ,
nezarette öpttüm mü hiç seni
şu sandıkların üstünde
sevişelim ölene dek.

Ulaş YÜKSEL / Oy Sandığı (30 Mart yerel seçimler )

29 Mart 2014 Cumartesi




otursam balkonum küpeştesine
sarkıtsam şöyle ayaklarımı aşağı
kimse görmez be 
baksana saat kaç olmuş
dokuz osuruk atıyodur şimdi
pireler uçuşuyodur kıçında
karşı yurdun bekçisinin bile
hem görse ne anasın satim
ne olur sanki peh

neyse ;

sonra kaldırsam başımı göğe
şöyle dalsam yıldızlara 
sanki ilk kez görüyormuş gibi
unutur muyum bunca acıyı
saysam yıldızları bir bir
yutkunur muyum 
on beş diyemeden

aya bak aya 

yazıktır !
daha on dördünde be

Ulaş YÜKSEL / Berkin'e

12 Mart 2014 Çarşamba




yok bi'şeyim annem

üzülme, merak etme sen

kanla yoğurmuşlar

bu ekmeğin hamurunu

Ulaş YÜKSEL

1 Şubat 2014 Cumartesi





Sen benim şarap tasıma
mey doldurmasanda olur
şöyle bi'vur geç bakır ibriğini
tınısından ben, Mecnun'a döneyim.

Ulaş Yüksel

28 Ocak 2014 Salı







sıkı sarılırım fakat, bütün kalbimle
gül memeler arası gümbür gümbür
yüreğinde duyarsın yüreğimin telaşıını

kim öğretti böyle, belden yukarı sevmeyi
dalıp gözlerinin rengine, habersiz izlemeyi
suların gürültüsüyle, uzanıp giden yeşile

okşamayı sözcüklerle, susarak daha çok
koklayarak saçlarını, fısıldayarak sevgimi
tüm kalabalığıyla ağzımın, susarak daha çok.

Ulaş Yüksel / Susarak
kara çalınmış yüzüne. kalem karası
ışımış alnında çizgiler dize dize
kıvrılırak saçlarından kelam
dökülüyor omuz başlarından

ya'bu sızan ne; gül memeler arası
karnının sahrasında düştüğüm kuyu
ya'bu ten, ya'bu koku ...

kasıklarında bir bahar deviniyor kış ortası
baştan ayağa şiire kesiyorsun 
ve ben aşkla; bıkmadan, usanmadan
tekrar tekrar okuyorum seni 
dudaklarımda sırılsıklam söz

eeey güzel yüzlü Yusuf !
neden döndün sanki Züleyha'ya sırtını 
şehvet değildi ki seninkisi
söylesene; aşktan kirlenir mi hiç insanın elleri

Ulaş Yüksel

23 Ocak 2014 Perşembe


Ey aşk !
çık kozandan 
seviyle kutsa beni
sevi söndürecek
bütün ateşleri çünkü

tek yol bu,
tek din bu !

artık korkmuyorum 
gönlüm eeey !
ardınsıra iz sürmekten
kalbim...
sadece sen tut elimden.


Ulaş Yüksel
kaç kadın oldu ki karşısında 
böyle çocukça saçmaladığım 
kaçı görebildi ki perdenin ardında
sevdikçe devleşen şu yüreğimi

inan kıymeti yok hiçbir sözün

neler söylemek isterdim oysa 
sevgilim...
iki dudağın arasından
sana senden,
konuştukça batmasam böyle

neden böyle oluyor eeey koca Çalap

neden kırılmıyor bir türlü bu kör olası talih
huzurumu kaçıran huzurumsun
söylesene, neden vuslat ayrılığa denk
oysa ben, sen mişsin gibi seviyorum artık
kendi ellerimden başlayarak herkesi, her şeyi
söylesene, bu onulmaz yazı neden

Ulaş YÜKSEL

12 Ocak 2014 Pazar

TURUNÇ KÜLTÜR SANAT DERGİSİ
YIL : 3 / SAYI : 7 - 8


Tanrı saçlarını ateşe veriyor
Bir eli yanıyor, bir eli umursuz


Madımak'ta Banaz'da Kerbela'da susuz
Serez'in esnaf çarşısında yanan parmaklarız biz.

Ulaş YÜKSEL / AKreP Taşlama

-Teşekkürler Turunç

7 Ocak 2014 Salı

Yüreğinin yükü
boynumun borcu olsa
sürsem yüzüne yüzümü
Patlasa tomurcukları öbek öbek
gerdanında bir bahar devinse

Üşüyorum, 
dizlerimde inceden bir sızı
Tuttursak diyorum şu çıranın ucunu
bir iyce bastırmadan kara kış 
kapımızı çalmadan zemheri

Tüm mağlubiyetlere inat.korkmadan
uzatsan ellerini daha da cesur,
Her harbin sonunda delice
giderek büyüyen şu yüreğimiz
ah şu bitmeyen güz sancısı

Belden yukarıdır bizim sevişmelerimiz
anlamasa da bunu kafasının içinde
hayalarını taşıyan erk
bize ne
Düşünecek birşey yok !
hadi, alıştık dövüşmeye
alıştık sevişmeye nasılsa

Ulaş YÜKSEL

28 Kasım 2013 Perşembe

kanat vurdu, ağdı semaya ellerin 
artık yakalayamaz oldum 
uzanamıyorum bunca boyuma rağmen
kendi göğümden gayrine yetmiyor 
ellerin. ah ellerin bir çift martı
bir tebessüm ağzımın kenarında 
öylece asılı kaldı

tuhaf ki, acıtmıyor artık bu mavi
söylesene nerden aldın bu ateşi 
nedir bu parlayan gökle derya arası
bir bilsen şaşardın şu hane-i gönlümde 
nasıl bir kandili yaktığını
iki mavi mesafesi

is tutmaz kendi ışkına dönmezse insan yüzünü
süzüldüğün şu gök şimdi kordon boyunca
söylesene kaç mavi eder, bir gönül
bırak bu telaşı, kaçma kendinden
bak gözlerime hiç batmış mı o güneş
kaçma artık, yoruldun, artık anla 
bu gönül senin öz yurdun 

Ulaş YÜKSEL

23 Ağustos 2013 Cuma



Belki bir gün buluşuruz 
taş atarız denize,
kelimeler çoktan tükendi 
yasla başını yüreğime
yüreğim bir deniz kabuğu,
fısıldar eksilmeyen sevgimizi
vurur sözcükleri yüreğinin sahiline 
malum; tek kişilik sevemedim ben
uzanıp yıldızları seyrederiz 
o kumsalda mıh gibi çakılıp
belki susarız uzun uzun kimbilir
yılların özlemiyle ..
bir martı geçer hem bakarsın
yeniden ağarır belki ellerimiz 

Ulaş YÜKSEL

3 Haziran 2013 Pazartesi

Dedi ki ağaç ;
sarıl bana.. sıkıca sarıl gövdeme
gövden olayım
barikatlar, panzerler vız gelir bana.

Ulaş YÜKSEL

28 Eylül 2012 Cuma


bir balıkçı tezgahından dinlerim çoşkusunu ellerinin
usulca akar avuçlarından içime ege
deniz yok bizim buralarda
yıkanır içim sularıyla 

derken yakamozlar düşer kalbimin aynasına 
aşkın kelâmı üfürüldükçe gönlüme kendi dilinde
kalbim ışır da ışır, bir zeytin ağacı gibi 

birde içinde biriktirdiğin deniz hani ...
hiç konuşmasan da söyler durur senin şarkını
hiç susmadan ısrarla, ne de güzel... lirik... ilk günkü gibi
pazarın orta yerinde o güzelim türküyü. çekinmeden inatla

yüklenir gelir arkadaşlar on saatlik yoldan. on yıl bana 
kan ter içinde, yorgun, uykusuz... koskoca bir sevdayı
hehey bre !... kim demiş arkdaşlık öldü diye,
kim demiş balık kötü kokar diye.

'Ulaş Yüksel / Martı Ellerin IV
28.09.2012

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Çağdaş Yaşam / Sayı : 109 / 12 - Temmuz / Ağustos 2012

Seni sevmek ;
bütün anneleri ...
en başta çocukları sevmek demek

Seni sevmek ;
bir çift ayak yerine bir çift kanat taşımak,
aya kement atmak, yıldızlara dokunmak ...

Seni sevmek ;
şu duraksız göğü,
doğan günü sarı sıcak
fersah fersah uzanan şu denizi,
şu yemyeşil ormanı ...

Seni sevmek ;
bütün halkları, tüm tansıklarıyla
bir nehir gibi akıp giden bu yaşamı kucaklamak,
bütün bu varoluşu hesapsız, ölesiye sevmek demek.

Ulaş YÜKSEL / Seni Sevmek / 2012

1 Haziran 2012 Cuma

Çağdaş Yaşam / Sayı : 109 / 11 - Mayıs 2012


seni düşünüyorum, her sabah olduğu gibi
tam dalıp gitmişken saçlarının ormanına
mevsimlerden sonbahar, aylardan eylül
rüzgarlarla kolkola, saçların hazal
irkiliyorum ansızın bir telefon sesiyle
bankadan arıyorlar, kadife sesli bir operatör
ağzında binbir türlü yalan !

derken uyanıyorum düş içinde bir düşten
tam ezilmek üzereyken sıyırılıyorum son anda
sıçrıyorum soluk soluğa kapitalizmin çelikten çarkları arasından
sevdan tutuyor ellerimden devleşiyor sıska bedenin
atlıyoruz bir kabusun daha üzerinden

bak, sen de görüyor musun benim gördüğümü
gülümsüyor Meral Okay bütün gövdesiyle
ışıklar içinde iki beyaz bulut arasından.

Ulaş YÜKSEL / Kapitalizmin Çelikleşen Çarkları

10 Mayıs 2012 Perşembe

Çağdaş Yaşam / Sayı : 109 / 10 - Mayıs 2012























genzimdeki tat, kahveme sinen koku
sen batıyor gün, sen başlıyor gece
mısra süpürdüğüm sonsuz karanlık

saat beş otuz, röterli geliyor yine
kıvrılarak,
yararak ovayı ortasından
___________Çukurova Expresi

günü çekmek zor iş
son katarda doğan güneş
tırpan vurduğum buğday tarlası
tepeme diktiğim testi, testideki su

gün boyu koşturmacam sen.

Ulaş YÜKSEL / SEN

Teşekkürler ÇAĞDAŞ YAŞAM.

12 Nisan 2012 Perşembe

ve ilkin,
çevrip başımı baktığımda
görüyorum ki,
ne varsa senden başka aynasında aşkın
bir bir silinip gidiyor sırrından

ellerim uzanıyor sonra
bir çift martı oluyor ellerim
sona eriyor bu amansız harp 
birdenbire iki mavinin arasında
tarıyorum dizinin dibinde altın saçlarını dalgın
ebedi bir sulhle içimin en mahrem köşesinde

yüzüme düşüyor aksin. sen
yüzümü çeviyorum ben oluyorum
iki kaş arası bir kesişme bu.iki göz
bende başlayıp bende nihayet bulan
o kadar uzak, bir o kadar yakın
biri sen, biri ben... neye baksak biz

galibiyetin ve yenilginin izleri bunlar
görüyor musun hey
alnımın aynasına oturan 
bu en güzel çizgileri daha otuz beşimde

okuyabiliyor musun
nasıl da gülümsüyor bak
ayaklarını sarkıtıp bir çocuk gibi
kendinde bulduğu o hududsuz hazineyle
bir bilgenin rahatlığında, kafatasım muzaffer

mutsuz değilim artık evet,
gülmeyi de öğretirmiş gözyaşları.ama sahiden gülmeyi
minnet dolu bir tebessümle ağzımın kenarında ölesiye sade
eritip kimyasıyla ağır ağır, zamanın örsünde işleyerek acıyı

'Ulaş Yüksel 

Çağdaş Yaşam / Sayı : 109 / 9 - Nisan 2012

























Göğe düşüyorsun ilkin
kaldırıyorum başımı alabildiğine mavi
Çekiyorum ciğerlerime kokunu
seni taşıyan rüzgarlardan

Suya düşüyorsun sonra, alabildiğine berrak
içiyorum bir pınarın oluğundan kana kana
Karışıyorsun kanıma yavaş yavaş
doyamıyorum ...

Sonra düşüyorsun toprağıma yeniden,
alev alev yanıyor içim ve
yarıyorum toprağı alabildiğine yeşil
Bin yıldır beklerim bu yorganın altında
yaratıyorum kendimi en baştan,
kökten uca sen

Yapraklarım en güzel şarkıları söylüyor rüzgarların koynunda
öbek öbek tomurcuğa duruyorum dalımdan budağıma
derken çiçeğe kesiyorum baştan aşağı sen
yemişlerim, gülüşlerinle olgunlaşıyor şimdilerde
Zemherim bahar

Dallarımda binbir çeşit kuş cıvıl cıvıl,
seni fısıldıyor bütün ıslakları, bütün şarkıları ıslık ıslık sen
Bir tek dilieğim var sadece eeeeey Koca Yezdan
yüreğim dağlanır arifsin halime;
bilirsin ... bir tek dileğim.

Ulaş YÜKSEL / Cemre / 2012

Başta bu mısraları düşmemi sağlayan o güzel insana ve kıymet verip; böylesi güzel ve anlamlı bir sayıda, benim için gerçekten çok kıymetli olan bu şiirime yer vererek onurlandıran, mutlandıran Duran Aydın ağabeyim olmak üzere, tüm Çağdaş Yaşam emekçilerine teşekkürü bir borç bilirim.

7 Nisan 2012 Cumartesi

Turunç Dergisi / Ocak-Şubat-Mart Sayısı























N e el veren oldu , ne de ufkum açan senin gibi
A nsızın geldin hayatıma daha onsekizimde, son şiirlerinle
Z amanında; Tanrının önceden karar kıldığı bir anda belkide, kim bilebilir ki
I hlamur kokuları geliyor burnuma pencerem açık,
M en senden öğrendim mısra dizmeyi, şiir damlar sehbama kaç zamandır

H as bahçemde kaç gül bitti ki bu güne dek, en kırmızısından biri sen
İ krar verdik aleme gelmezden evvel, kalem tutan el olacağız diyerek
K astımız senmişsin, pirimiz sen, anladık ve sevindik ve şükrettik
M uhammed'in parmaklarını gördük elestte, ondandır kalemin bu efeliği
E n harbisinden bir ege zeybeği, haydi vurun davullara meydanda ak sayfalar
T esliimiyet yok! teslim olmak yok! zindanda da geçse ömür

R azıyız ölüme, tutmuşuz pirin elinden, vız gelir mahpus bize
A nam avradım olsun dönersem ikrarımdan
N e ki ölüm, ne ki mahpus, bir yalan dünya bura nihayetinde...


Ulaş YÜKSEL / Nazım Hikmet Ran (Akrostiş Şiir)

Hep yayımlanacağı günün düşünü kurduğum bir şiir olmuştur bu çalışmam.
O büyük ustanın hakkını ödeyemem fakat; bu şiiri daha yazdığım gün, bir vefa borcunu yerine getirmiş gibi iyi hissettim kendimi.

Yeniden teşekkürler Nazım, şad-ı revan ruhun handan olsun.
Ve yeniden teşekkürler TURUNÇ.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Turunç Dergisi' ( yayımlanan ilk şiirim )



Hep böyleydim

Ya ağlarken tutup elinden bir çocuğu
gezdirdim içimin panayırında,
ya gülerken hep içime yağdı
fazlaca kendimin sandığım
binlerce hüznün yağmuru

Ne içimdeki fırtanın gürültüsü sızdı dışarı,
ne gözümdeki yaşla harab oldu içimdeki bahçe

Sadece göründüğüm gibiyim gözünde
ama aldanma baş gözüyle gördüklerine
aynı panayırın aynalı solunu bu alem
takılma, gül geç görünen suretlere

Hep başka bir yüz vardır görünenin ardında
onun da bir yüz olduğunu unutma
Sahibinin kirlenmesinden korktuğu belkide

Yetinme gördüğün kadarıyla diğerleri gibi
sen gönlüme bakmayı becerebilen bir kadın olmayı seç
yüreğinle gör içimde sakladığım o mavi göğü ...
sonra de ki; '' sen göründüğün gibi değilsin''
ve ben varsın mahçup olayım bu üryanlığımdan

Sus, hiçbir şey söyleme,
seyret kendini masmavi.


Ulaş YÜKSEL / Olduran Sükût / 2011

22 Şubat 2012 Çarşamba








hep iktidarla olmalı kavgası
kundaktayken tırnaklamalı babasının yüzünü
dişlemeli anasının meme ucunu
 

durdurak bilmemeli şairin kavgası
içten içe yanmalı insanlık için yüreği
yalanla, haksızlıkla ve zulümle olmalı tüm davası



kocaman bir yürek taşımalı göğsünde,
umudun olmadığı bir tek dize düşmemeli andacına
sönmeyen bir kibrit çakmalı her daim bütün kalbiyle
bıkmadan, usanmadan bu onulmaz karanlığa

su gibi akmalı mısraları menevişlenmeli ışık ışık,
rüzgar gibi dolaşmalı bir yaz akşamında.serin
dolaşmalı dizeleri sarı saman saçlarında sevgilinin
sokulmalı göğneğinin düğmeleri arasından, girip koynuna
dokunmalı denizden taşıdığı yüküyle 
sevgilinin tenine

söz uzar ve lafın kısası ;
beşikteyken daha belli olmalı şair dediğin
şiir gibi anne demeli arka arkaya parlayan gözleriyle
öyle dökülmeli ağzından ilk söz, öyle çıkmalı ilk tümce


Ulaş YÜKSEL / Şair Dediğin / 2010

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

18 Mart 2011 Cuma

1 Mayıs


Bayraklarıyla iniyor,
ak kağıda yüreğim

İşçi marşlarıyla,
bir Mayıs sabahı

Bir devrim ki kalbimde
andacım kızıl meydan

Ne dağlar ne yollar
ne de ihtilaller ayırır bizi

Ne çok ortak şeyi kucaklıyor
aklımızın, yüreğimizin elleri

Yalan mı hadi söyle ;
ne çok yerde kesişiyor yollarımız

Ve ne de güzel yaraşır ellerine senin
ellerine ekmek, ellerine gül ...

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir

19 Aralık 2010 Pazar


Dikiş tutmaz gönül

İğne ustadan, iplik yerinden olmasa
Şiir dikerim mintanımın sol cebine
Elimde yeni bir iğne, iplik yeni


Hay Allah,
Birde hızla çarpmasa yüreğim ...

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

7 Aralık 2010 Salı

Söyle Bana Senin Adın Ne



Sen gelince uçup gidiyor 
Tüm kızgınlıklarım, kırgınlıklarım kendiğinden

Bütün isyan bayraklarımın iplerini kesiyorum bir bir
Bir güneş gibi doğuyor aydınlık yüzün içimdeki dağların ardından

Pencerem değişiyor, kırılıyor ışık yedi renk
sardunyalar çiçeğe kesiyor birdenbire küpeştesinde

Dünya bir gül bahçesine dönüyor, 
kuşlar cilveleşiyor, hükmünü yitiyor zaman

Fesleğen kokuyor ellerim, nefesin karanfil
mevsim, hep, bahar...

Söyle bana;
______________ senin adın ne ?


Ulaş YÜKSEL / Söyle Bana Senin Adın Ne / 2010

1 Aralık 2010 Çarşamba

Arı Türkçe



Anadır ilk mısra

Türkçedir sancısı
Türkçe ıkınır
Birazdan,
Arı tükçe doğurur


İşte doğurdu bile
Kargacık burgacık
Hıçkırıyor avuçlarımda
İç çekerek hece hece
Sarayım ak kağıda
Üşüme sen güzel türkçe

Sarayım sıcağı sıcağına
Ninnileriyle Anadolu'mun
Yatırayım yüz yaprak,
Yüzü aydın, gözü aydın
Esmer andacım koynuna

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

26 Kasım 2010 Cuma

Yırtık Muşamba



Seyrediyorum çocukluğumu kapı ağzından
Canım işte şu serili muşambanın yırtığından
Bir kadın toprak pişiriyor bak
Bez yerine toprak sarıyorlar çocukların kıçına

Anne, kim yırtı o muşambayı ?

İzlemek istemiyorum
Ama alamıyorum da kendimi
Hızla geçiyor yıllar birbiri ardınca
bir film şeridi gibi gözlerimin önünden
Böylemi girecektim yeni yaşıma
Kulağımda Karabaş'ın havlamaları

Anne, kim yırtı o muşambayı ?

Fistanında şeker aşırmış dedemin dükkanından
Gurk tavuk gibi topluyor torunlarını
Simsiyah saçları, çifte belikli başına nenem,
Bir Selanik türküsü mırıldanıyor amcam
bir o yana, bir bu yana avluda
Seyrediyorum çocukluğumu

Dedem cimri değil, biliyorum
Gülüyor kasketinin altından
Yine bayram mı ne ?
Sigara da çalarız birazdan
Teneke tereğin ikinci rafından

Ablama güvenir dedem
O önden girer el öpmeye
Biz oyalarız, o aşırır kaşla göz arası
Gider dumana boğarız sonra
dut ağacının tepesini

Anne, kim yırtı o muşambayı ?

İzlemek istemiyorum
Ama alamıyorum da kendimi
Ve, ve ansızın ölüyor nenem
Demeye de dilim varmıyor hala
Ama ansızın ölüyor nenem
Anam gibi kokuyor avluda naaşı

Anne, kim yırttı o muşambayı öyle?


Dizlerini dövüyor halam
Ağıtlar yakıyor kızları hep bir ağızdan
dayanamıyorum, tıkıyorum kulaklarımı
tıkıyorum iki elimle kuvvetlice

Doktorlar kazımış saçlarını
Hala halamda durur çifte belikleri
Offf bakamıyorum, kapatıyorum gözlerimi
kapatalıyorum iki elimle sıkıca

Sular seller, iki gözüm iki çeşme
Çekiyorum burnumu hıçkıra hıçkıra
Evle ahır arasına kaçtığım aralıkta
Hani şu saklambaç oynarken
Sıkça saklandığımız aralık
Aylardan da aralık mı ne

Anne, kim yırttı o muşambayı öyle ?

Kaldır at lütfen, serme bir daha
At gitsin sobaya
Üç beşte patates kuzuneye

Babam koksun evin içi

Ve, ve ansızın ölüyor babam
Demeye de dilim varmıyor hala
Ama ansızın ölüyor babam
Büyüyor ellerim ansızın
sigara kokuyor avuçlarım
annem, kardeşlerim ...
Babam kokuyor
sırtımda ağır bir pardüsü

Anne kim yırttı o muşambayı öyle.Söyle kim !

Kaldır at lütfen,
serme bir daha
Kaldır at sobaya
Üç beşte patates kuzuneye

Babam koksun evin içi

Aynı senenin içinde
Daha soğumadan
çifte yangın külleri
Ansızın dedem ...

Anne kim yırttı o muşambayı öyle, söyle kim!

Ulaş YÜKSEL /
YIRTIK MUŞAMBA / 2010

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Türkülerimiz

Ve bizimle göçer türküler
Türkülerimiz !
İsyanını taşır yedi ceddimizin,
Kokusunu toprağın ve bereketini asırlardır
Harran'ın, Aydın'ın, Çukurova'nın ve sevincini nevruzların
Toplar eteklerini iner yaylalardan salını salını,
tulumlar çalınır ardından,
davullar zurnalar ...
Çeker kucağına bağlamayı ozanlar
curalar sipsiler ...

Türkülerimizle koşturur bu bozkırda
Kabart kulağını dinle, dört naladır hala atlarımız
Hala nasırlıdır analarımızın elleri
Kağnıların gıcırtısı çalınır kulaklarımıza hala

Derken vurulur düşerim
Çanakkale sırtlarında... cönk bayırında ansızın
boğazım düğümlenir 
söylemesem, içimde bir keder oğullanır

Ne işin var senin burda anzak çocuğu !
Bir sen eksiktin türkülerin bağrında
Bir sen bu toprağın koynunda
Fakat ayırmaz bilesin ;
_____________ne dinini,
____________________ne dilini,
__________________________ne de milletini,
Anadolu'dur; acısı haddinden fazla,
yüksünmez seni de bağrına basmaktan.rahat uyu
anadır bizim toğrağımız
yakar senin de ağıdını.içli

Ah, birde şiir
Ayrılırken sap samandan,
Düşerken kasketinden Veli Dayı'nın
bu harman yerinde, şu güneşin altında
Damlarken emek alnından toğrağa
Ansızın şiiri doğurur çatlayan yerküre

Çark urur vecd ile ol demde bir Temmuz akşamı
Savrulur dizeler,
savrulur bir yabanın ucundan türkülerle hep bir ağızdan
Şahlanır mısralar
terli, kara bir kısrak gibi ...
Saçar eteğindeki tohumları avuç avuç.
ilham rüzgarlarıyla bütün evrene.bereketli

Sızar tepeme diktiğim testiden
serin serin mintanımdan içeri
iki yakamın ortasından,
bir araya getirir iki yakamı şiir

Çark vurur mısra menevişlenen saman tozuyla
ve uzanır tertemiz elleri, ağar mavi göğe aşkla
Evrene ve insana anadır ayırt etmeden türkülerimiz
Sarar sarı saman kağıtlarına sıcacık ayırdetmeden insanı
Anadır bizim şiirlerimiz, kucaklar bütün tabiatı hesapsız

Ulaş YÜKSEL 26.11.2010

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

25 Kasım 2010 Perşembe

İskele Alabanga Yelkenler Fora



Ansızın bir pencere açılır. elektirkli
Yelkovanlar konar klavyemin tuşlarına
Kanatlanır parmaklarım
Uçuşur mısralar

Birden bir deniz kokusu sarar odamı
Menevişlenir odamın duvarlarında
Menevişlenir dalga dalga mavi deniz
Martı çığlıkları patlar kulaklarımda

Sür kaptan sür !
Bir kadın tütüyor burnumda
Genzimi yakıyor kokusu
Fesleğen mi desem, karanfil mi
Sızlıyor burnunum direği

Yeniden mi aşık oluyorum ne

Sür kaptan sür !
Aşk çalmış kapımı
Ne duruyorsun hâlâ

Sevdiceğim bekliyor o limanda
İskele alabanda, yelkenler foraaa !

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Ellerin





Benim de öykümlerim var
Herkesin olduğu gibi
İçim acıyor bende kalsalar
Çıkmaları lazım muhakkak

Çıkmaları lazım muhakkak
Söz olup dudaklarımdan
Kâh hüzne yol olup, kâh sevince
Şiir olup parmaklarımdan

Kime ne kadar dokunur bilmiyorum
Fakat dokunmak; yaşamaktır diyorum

Hadi uzat ellerini
Çıkar beni düştüğüm bu kör kuyudan
Ellerin iki beyaz martı
Hadi tut mısralarımın ucundan

Ulaş YÜKSEL
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Tanrı'nın Krallığı



Ey İsa
Yalnızca çoçuklar girebilir demiştin Tanrı'nın Krallğı'na
Hasır altı ediliyor söylediklerin, görüyorsun değil mi.
Ağlıyor putlaşan heykellerin çocukça

Oysa; yalnızca çocuklar girebilir Tanrı’nın Krallığına
Ne çabuk unuttular,
Yalnızca çocuklar

Büyü diyorlar, büyü artık
Büyü diyor kendi öz çoğunu öldürenler
Büyüdükçe küçülüyorum
Küçüldükçe arınıyorum ellerimin kanından

Büyüyorlar,
Boy veriyorlar, yarışıyorlar
Sabi kanıyla dolu bu ummanda
Kendi yüreğini avuçlarında sıkanlar

Ulaş YÜKSEL


(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerineaittir.

19 Kasım 2010 Cuma

İki Çocuk Bir Kadın



Bir çocuk

Bir ses,
Bağırsın çağırsın

Bir koku,
Terlesin altın saçları

Bir dokunuş,
Tırmansın omuzlarıma

Bir ışık,
Baksın koca gözleriyle
________şaşkın ,meraklı,
_____________gözlerimin içine

Bir kadın ,

Tutsun ellerimizden
Büyütsün ikimizi de

Bana eş,
Bize anne

Bir çocuk, bir kadın
Bana yaşamak .

Ulaş YÜKSEL
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.















At arabasında ve damda
Tenime dokunan seher yeli
Üzerime çektiğim kalın yorgan

Amcamın oğlu Cüneyt:
‘’Saymayın sakın sivilceyle dolar elleriniz ‘’
Saymaya korktuğum yıldızlar

Avluda uluyan karabaş
Ah karabaş güzel atım,
altı yaş yoldaşım

Saksıda fesleğen ,
______kapıda büyük asma,
_____________avluda akasya

__________________ahırda kırmızı kısrak ..

Toprak çeker deler,
______yaklaşdıkça ölüm

ama henüz çok erken değil mi ?

Peki nedir beni
bu denli maziye çeken
Ah çatlak ellerim,
bilyelerim, tahta atım
Damda gül suyum, topacım
eşikte naylon çetiklerim

Bütün bilyelerimi,
tüm kibrit kağıtlarımı,
tahtadan kılıcımı ...
Durmayın! acele edin
Getirin çürümeden
pancar tekerlekli arabamı

Kaybettim, bulamıyorum,
nerde yitti çocukluğum
kale dibi, doksan üç güzü
kiler ağzı, köy düğünü
su kabağı, kara kazan,
teneşirde buz gibi babam
ağlıyor susmak bilmiyor yıllardır,
hıçkıyor içimde bir çocuk el aman.

Ulaş YÜKSEL
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

14 Kasım 2010 Pazar

Doğa Anam


Doğa Anam (Yeşil Ordu)


Yeşil bir yorgan serelim üzerine yerkürenin
çıkarıp ceplerimizden bütün meyve çekirdeklerini,

yeşil bir sancağı olsun dallarıyla, yapraklarıyla
derin derin nefes alan bu heybetli ordunun,
okşasın büyük elleriyle
kol kanat gersin tüm dünya çocuklarına
uzayan gölgesiyle

biz tohumlar saçalım toprağa
yarışalım son kara parçasını yeşertene dek

yeşil bir üniforma biçsin kendine
biçsin terzi elleriyle toprak anam
teri annem, teri yağmur kokusu
kendi bağrından yeşeren


Ulaş YÜKSEL


NOT:Sanrım son bin yılın en güzel çekirdeklerini vermiş doğa anamız bu yıl ..Lütfen atmayıp biriktirip, ilk fırsatta, kar da düşmeden sokun koynuna toprağın bir bir ...

Sevgimle...

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerineaittir.

Islak Postal

Ne getirdin dedi memleketten
Düştü başım önüme
Baktım postallarıma,
Dalgın, şaşkın

Postallarım kuru


Ne işim var benim burada

Bu elimdeki soğuk demir de ne

Bir iç çekip,
Kaldır başını bak
Bak dedim semaya
Bu şeytan uçurtmasını,
Bu kuyruklu sevdayı getirdim ardımsıra
Her gece sevdiğimin damından yükselen
şu yıldız kümesini


Düştü başım önüme

Baktım postallarıma
Dalgın, kederli

Postallarım ıslak


Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerineaittir.

31 Ekim 2010 Pazar

Saklambaç


O kadar olgunsun ki
ve bir o kadar bilge
Bir çocuk gibi bakmayı
nasıl beceriyorsun hayata

Ellerinden tutuyorum düşlerimde
Yitiyorum sonra yeşil haresinde gözlerinin
Taşan rujunun bulaşığında

Bir oyun tutturuyorum,
Kayboluyorum sonra telaşlıca
Eriyip yitiyorum o çocuk yüreğinde
''Elma dersem çık, armut dersem çıkma'' diyor Eros
Çıkmaya da niyetim yok zaten
Oldu, tamam aç gözlerini

Hadi, şimdi söbele  kendini

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.


29 Ekim 2010 Cuma

Şairlik Şöyle Dursun
























dize eritiyorum harında
mısra dövüyorum örsünde yüreğimin
bir şeyler oluyor bir şeyler
hiç ummadığım bir şeyler

döküyorum sonra parşömen kalıplara
ve oturup izliyorum bir resme bakar gibi
bir kedinin başını okşuyorum büyük ellerimle
göz kırpıyorum bir çocuğa 
bir çiçeği kokluyorum fakat koparamıyorum dalından

babam geliyor aklıma
çıkarıp cebinden mendilini
siliyor bütün köy çocuklarının
tek tek burunlarını
kıskanmıyorum da artık
çıkarıp cebinden tarağını
Tarıyor her birinin altın saçlarını

yumruğumu sıkıyorum sonra
yumruğum bir lale soğanı
yumruğum cennet eder dünyayı

bir şeyler oluyor içimde
güzel bir şeyler ...
şairlik şöyle dursun
şiir oluyorum gitgide
şiirleşiyorum giderek

Ulaş YÜKSEL / ŞAİRLİK ŞÖYLE DURSUN

Bana göre şiir; insanın kendi manevi yolculuğunda, o içsel arayışında üzerine bindiği kanatlı bir attır. 

Mühim olan bu yolculuğun sonunda şiir yazmış olmak için değil, yazarken daha şiir aynasından kendini seyredip, şiirin kendisi olmaktır. Yani diğer bir anlatımla; yoğun bir şekilde içe dönerek sezgilerini de kullanıp sürekli bir biçimde kendi ile bir muhabbet halinde şairin öz hakikatiyle buluşmasıdir. 

İşte bu işin sonunda orada bir alfabe, harf, kelime, cümle, ses, söz duyamazsınız. Artık şiir ya da kullandığınız her ne ise sizi gerçek kimliğinizle buluşturmuş ve o evrimi gerçekleştirip, hakikatte gerçek bir insana ait kemali elde etmenizi sağlayıp, olmanız gereken şey olduğunuzu göstererek bu kutsal görevi yerine getirmiştir. 
Artık sizde ki gerek toplumsal şartlanmalar, gerek aile ve arkadaş çevresinde ki yanlış inanç kalıpları ve dahi kültürel faktörlerin etkisi ile evvelce paslanmış olan cevheriniz bu kirlerinden arınırak ışıl ışıl parlamaktadır. 
Ayna, aynaya bakan ve aynadan yansıyan aynı potada eriyerek tekleşip evrimini tamamlamış, yazmak fiili de işte tam da burada hükmünü yitirmiştir artık.

Şairin bundan sonraki uğraşı; olsa olsa bir eğlence, gönlünü hoş etme eylemi olur. Onun için şiir bir meşgaledir artık. Evet sanat (şiir); bir amaç değil, her zaman bir araç olup; başta da dediğim gibi en kısa yoldan öze ulaştıran kendini bilme aracı olup kanatlı bir attır, pegasustur şiir. 
Şairin kendine yolculuğunda ki aşk atıdır, Burak'tır şiir.

Ulaş Yüksel

27 Ekim 2010 Çarşamba

Y'ol




Ne çıkmışlığım vardı yola
Ne de bir yer edinmişliğim
Hep, yoldaydım aslında
Kendimeydi tüm adımlarım

Ve yol bir çemberdi
İçimdeki en uzun,
en kısa seyahat

Y'OL ...
Yol bendim aslımda

Bendim uzayıp giden hep ufuk aşırı
Kendi voltasında bir adam
dalgın, düşünceli

Kendiliğinden çözülüyor şimdi kilidi
içimdeki tüm kapıların

Hürüm ...

Ulaş YÜKSEL / Y'OL / 2010

19 Ekim 2010 Salı

Ustaya - 2

















Hala gözyaşı dökebiliyorsak

Hala cız ediyorsa yüreğimizin bir yanı
Ve hala inanıyorsak gelecek güneşli günlere
O manevi döldendir yüreklerimizde maya tutan
Mutlaka vucud bulacak, bu imandır bizi ayakta tutan

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.


12 Ekim 2010 Salı

Şimdi Oldu

Tamam şimdi oldu !
artık gerek yok dediğin yerdedir
gerek yok dediğin işe devam etmek
atma elinden orağı ! en güzel sana yaraşır
en güzel sana artık bu
mahsulü biçmesi

Ulaş YÜKSEL / Şiir Harmanı /2010

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Kara Patoz




Olur gün,
Gün olur harman olur
Ne alınır bu emek, ne satılır
Bir verilen, bin alınır

Savrulur bir kara patozun ağzından
Ümmügülsüm bacının gelinlik rüyası
Savrulur saman sarısı simleri
Ağar mavi ğöğe dantelası
Aydınlanır yüreği

Savrulur bir kara patozun ağzından
çakır gözlü, sarışın, kocaman elleriyle
tek atışta, attığını vuran Sarı Musa'nın
çift horozlu av tüğeği
Ağar mavi göğe saçmaları

Savrulur kara patozun ağzından
Zeynel dayının oğlu Mehmet'in düğün tepsisi
Savrulur avluda yeni bir evin kerpiç taşları
Karışır çamuruna sarı saman

Ağar bu muhacir köylülerin
Temiz ve kanaatkar düşleri
Ağar mavi göğe bir yaz akşam
ı

Olur gün, gün olur harman olur

Ne alınır bu emek, ne satılır
Eeey efendiler !
Bir verilen, elbet birgün bin alınır

Ulaş YÜKSEL / KARA PATOZ / 2010


(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.