29 Mart 2015 Pazar

Sonsuzluğa açılan bir bahar deviniyor gerdanında
gözlerin muştusunu veriyor imdiden yazın
dudağına gül düşmüş dalına bülbül
sevmek kaçık mülteci izin istemez
asi, çılgın, asla sınır tanımaz...

Ulaş Yüksel

*

bilmezdim aşkın bu denli çıplak
bu denli bir başına  olduğunu

ey ayrılığa denk çıldırtan vuslat
en çokta bana benziyor boşluğun

Ulaş Yüksel

22 Mart 2015 Pazar

bir şey soracağım ;
bir gülme alır mı öyle durupdururken seni de hiç
boğulur musun ?
olur olmaz zamanlarda kendi kahkahalarında 
sebepsiz gözyaşlarıyla karışık

kafanda bir düşünce s*ktir çektiğin ; 
- ya bir gören olursa, ya deli derlerse ?
işte bu kadar sahicidir, 
çocuksu ve bu denli çıplak
yaşamak denen o biricik gerçek

Ulaş Yüksel

21 Mart 2015 Cumartesi

Bilmezdim yaralanmadan nasıl çıkılır bir sevdadan
bilmezdim hiç; acı nasıl içilir gül tasından 
şeker helvası dilimin altında imdi keder
şiir aynasında tatlı tatlı emdiğim gam.

'Ulaş Yüksel
bir yaprak daha düştü dalımdan
onca çiçiğe durmuşken tabiat
sırtsız soykasız kaldım
ondan bunca üşümem

ve fakat azaldıkcakça ben 
suyum özüme çekilir
kendi içime kıvrılır sevincim
ziyani yok ziyadesi çok

Kocaman gövedesiyle
dalıyla yaprağıyla
domur domur çiçekleriyle
na şuramda bir başına 
yepyeni bir bahar devinir

Ulaş Yüksel
kırlırken penceremin pervazında sulu sepkin
içli bir türkü patlıyor yüreğimın koyaklarında

bir hayal gündüz,  bu demler düşümde

dönüş yolunu yitirmis nazlı durna göynümde

öpsem ıslak avuçlarından, koklasam a yâr

konsa ellerin küpeşteme, ol dem hanem ısınsa

'Ulaş Yüksel​
andacım hece sayar 
tesbih elinde mısra
ön sözü sen...
son sözü bana çıkar

Ulaş Yüksel

Kayseri düzüne inmiş demincek 
yılın bu mevsimi eşkiya kar
nasıl derim imdi avluda zerdaliye
evvelki gün giydi gelinğin daha...

Ulaş Yüksel
var gibi görünen yok icin gam yiyenlerin dünyası bu
bir kabusa ağlayan çocuklar gibisin 
üzgünüm, gibisi fazla Eleni 

uLÂş...
Beni seviyor musun diyor şuh sesiyle
bundan daha saçma bir soru yok hayatta
ah eleni anlamıyorum 
insanlar neden bu denli tapınıyor sözcüklere

Ulaş Yüksel
bozkırın çocuğuyuz biz 
gülmeyi ögretmediler  bize 
Rakımı yüksek çatık kaşlarımızın
dudaklarım Akdeniz'de kaldi
bir yanı hüzün,
bir yanı portakal çiçeği
ah !... hep bu Toros'lar.

'Ulaş Yüksel​
Soluklandığım tek durak 
O Kocaman kalbinin tünekleri
hiç yılmadan, sil baştan 
yeniden varolmaya durduğum...

Ulaş Yüksel / Erik Dalı
güne çıksak bir orman gözleri
kavuşsak akşama bir deniz
birden yutar yüreğimi
öyle derin, öyle uçsuz bucaksız

Ulaş Yüksel
hiçbir zaman durağan olmadı
kaynadı hep varolus devindi içten içe
ve aşk didişmekti bozmadan ahengini gölün
bağımlı olmadan  asla
görünmez ağlarla örülü bir bağlılıkla sımsıkı

Ulaş Yüksel
belki bir şiir düşerim bu gece
andacımın topragı ısınır 
okurum sonra gündoğumu
avluda erik çiçege durur 

'Ulaş Yüksel
şairim,
bilirim sözün sihrini
aşığım şiire, hem delice...
birde susan kadınlar bilirim
bütün kalabağıyla gönlünün,
ağız dolusu susan kadınlar

şairim...
sözün hasını bilirim
tezgahımda ekmek kelam benim
birde kadınlar bilirim çalışkan
işleyen; çelik  gibi  kadınlar
bütün gücüyle yüreğinin.ışıyan

ve o kadınlar ki ;
onların ellerinden başlar ilk mısra
toplayıp eteklerini iner kağıda şiir
nasıl da parlar namuslu alınlarında
karaladıkça, ak, pak, aydınlanır sayfalar.

Ulaş Yüksel /21 Mart Dünya Şiir Günü
21.03.2015

28 Şubat 2015 Cumartesi

Kim düşse gayb'olur 
gamzelerinin çukurunda

Kainata ayna cemalin !

Gülüşün yeşil atlas. erken bahar
vakitsiz cemreler düşürür topragima

'Ulaş Yüksel

Mavi Deniz

dallarsın öyle
belki kokum gelir burnuna
hiç bilmediğin kokum
sonra bir arasam dersin 
gözün hep telfona takılır...

sen, 

bunu, 
düşünmeye devam et canımın içi
inan, arasan bu kadar gelişmez muhabbet

bakma elimin böyle kalem tuttuğuna

susarım genellikle. yazarım...
konuşmanın bir işe yaramadığını 
anladığım günden beri
bilhassa aşkta

boşveeer, 

böyle de güzeliz 
hokka senin o güzel yüreğin
divit parmaklarım benim
nerden sürülür başka bu iz
için senin. mavi deniz

Ulaş YÜKSEL
"ben buyum" demekten vazgeçtim artık
ve korkmuyorum da bundan
bu belirsizlik, bu tanımsızlık ilkin ürküten
tüm kimliklerin üzerine sıçratan bu ince derinlik
bilginin, bilmenin esaretinden öyle hür kılan 

kabından taşan bir sevi şimdi
kendi kendine yetebilen ve
yine kendi kabına dolan
derûûûn bir sessizlik, huzur
büyük bir kedi dinginliğinde
Bu tanımsız zıtlık bu sarmal
hiçligimle doldurduğum 
bu tarifsiz heplik...

 'Ulaş Yüksel
Kimi sevsem güzelleşiyor
            Neresinden öpsem sesini 
                                                 şiir oluyor

                                               Ulaş Yüksel
Konuştuk, 
sohbet ettik
çaylar, kahveler, 
bir sürü kuru lakırdı

şöyle oturup,
bi susamadık uzuun uzun 
harf kalıbından hür adamakıllı
soyunup nesneden,
kıramadık suskunun belini 

oysa çektigim gizli hasret;
gözlerinin âmâsında yitip gitmek
sesine dokunmanın ötesinde 
buluşup hiçliğin koynunda
teninin sıcaklığında gaybolmak

yokla kendini sevgilim
illa keşfedersin sende
yitip gitmek o büyük vuslatta
hep sakladığım derin sancı
bastırılamayan bu amansız tutku
eriyip vahdetin potasinda
birliğin can suyuyla...
çelikleşmek !

Ulaş Yüksel
Gözlerinde birleşiyor bütün kara parçaları
tüm kainati gülüşünde toplayarak
Sevmeyi öğreniyorum adım adım 
esaretten ırak bu sefer ölesiye hür

Yazmam artık dedikçe 
ellerime dolaniyor inadına kalem
Kara çaliyor andacıma ki,
andacım karaladıkça ağaran tan yeri

Öyledir işte...
Nasıl çıkılır güne başkaca, aşk olmasa
Nasıl taşmaz kelam sadrından 
sevda düşerde toprağına.

Ulaş Yüksel
İste hafif bir gün daha
Tam da modern insana yakışır yoz bir gün 

Sevgilim olmadığından mı asla !

Kedinin ulasamadıgı ciğer desen o da degil
harbiden mundar bir gün daha

Ulaş Yüksel / 14 Şubat

27 Şubat 2015 Cuma

Soluğum kesiliyor, içim bir yangın yeri
Akıyor Alaman Çeşmesi'nden gürül gürül
doluyor avuçlarıma Nazım'ın dizeleri 
ışıklar saçarak tertemiz bir ağızdan

Akıyor bir nehir gibi insan seli
dökmek için Marmara'ya yankileri
Vedat'ın kanı nereye akar,
hangi Deniz'le devleşir bilir misin

Ulaş YÜKSEL / Unutmadık ...

22 Şubat 2015 Pazar

Öpmek istiyorum bir kerecik 
gülen ağzından
Bozulursa bozulsun orucum 
umurum değil.

'Ulaş  Yüksel

5 Şubat 2015 Perşembe

gülüşünle atlarım bir yangının üzerinden
tutsam şifacı ellerini dönüşür taş kalbim
can verir aşk atı oracıkta da
adam akıllı sevmeyi bellerim

nefesinden bir yol bulup sevgilim
bir kerecik öpsem seni yüreğinden
heyhat, bu ne düş ey ! 
ben kendi gönlüme düşerim

 'Ulaş Yüksel​
insan nelere alışmıyor
pis alışkanlık yokluğun
kırmalı bu esareti de
kurtulmalı bundan

Ulaş Yüksel

1 Şubat 2015 Pazar

ben yazmasam ;
tıkanır sadrıma doğan ilham 
yüzüm kararır, 
nönkörlük ettiğimi not düşer tarih 
andacım sol yanımdan verilir.

'Ulaş Yüksel
barışı istemekle 
başlattım savaşı

evvela belayı diledim hep 
bilmesemde, huzura ermek için...

ellerimin kanı 
ölümün değil !

ince düşün, 
daha ince sevgilim...

yepyeni doğumların izi 
bu kırmızı

sıcak ,
ve taze

'Ulaş
Öyle işte...
ne vakit kararsa içim,
ne zaman gam kasavet çökse 
oğullansa bi'keder na şuramda
cemaline daldığım güzeller var
kalbe cila, ruha gıda
kabımdan taşan sevi suyu ile
parlattığım gönül ayinemi

'Ulaş Yüksel
korkusuz kadınlar sevdim, 
gözleri ışık ışık hürriyet
ellerinde ekmek ve gül
dizlerinde kitap, dillerinde şiir
.
ne devrimler yaptılar ey!
yüreğimin kızıl meydanında
parlak alınlarıyla, onurlu ve dimdik
saçları karanfil kokan cesur kadınlar
.
Ulaş Yüksel
8 Mart Dünya (Emekçi)  Kadınlar Günü 
bir ateş belirdi gönlünde Âdem'in
sırrını cilalayan ustaca seyr çün 
merkep sırtında yüklü yakıtı 
tevrattan muştucu yalım. 

vuruyor çakmak taşını kamil kundakçı
yanıyor alev alev İskenderiye Kütüphanesi
ve yeni bir yapı yükseliyor içten içe 
duvarları kan ve et ve kemik kirişleri
raflarında latif saifeler
ister oku ister seyret
temeli heep, 
tavanı hiç.

Ulaş Yüksel
hep sanaydı andacıma düşen söz. taa en başından beri 
yazdıklarıma dokunmak zamanı fakat artık. bu ne kuvvetli sezgi
sihrini yitirdi çoktan kelam. gayri saçılsın gizli hazinem
bir suret giy gel artık canımın içi. nerdesin...

'Ulaş Yüksel
incir düştü öteye 
genç zeytinin dibine
kün dedi tanrı
tutuştu yağlı kandil

'Ulaş Yüksel

29 Ocak 2015 Perşembe

ilk kez susmayı deniyorum seninle
söz girmemiş derin orman yüreğim

'Ulaş Yüksel

28 Ocak 2015 Çarşamba

çocuklar geçiyor penceresinin pervazından
karışıyor kocaman yüreğine o büyük cümbüş
hayal mayal yansımış cama sulüeti
terlemiş bıyıkları, mürekkep elleri
andacında koşturuyor çocuklar
andacı bir panayır yeri...

Ulaş YÜKSEL
aşk durağanlık kaldırmıyor 
hadi didiş benimle 

'Ulaş 

25 Ocak 2015 Pazar

bir türkü söylesem dağılır mı bu giz
ya da sussam derin derin;
kaç türkü geçer içinden

'Ulaş Yüksel

22 Ocak 2015 Perşembe

cebinde paran yoksa eğer
uzaklardan sevmeyecen arkadaş
yollara düşmeyecek gözün 

ovuşturmayacan elerini ah edip vahlanarak
başka kentlerin güneşine karşı dönüp yüzünü
hasret kalmayacak tenin  hiçbir sıcaklığa

mesafeler büyütür derler, öyle de sahiden
çirkin bir deve dönüştük fakat çoktan
ne kalp dayanır artık, ne bu beden...

'Ulaş Yüksel
bir çiğ damlası daha düşer mi dudağından geceye
malûm, hiç  yitirmediğimiz umut  karanlığın ışıması

'Ulaş Yüksel

15 Ocak 2015 Perşembe

işte aramızdaki yıkılmayan o kalın duvar
yüzüne eklediğin yabancı gülüşler
nasıl uzanabilirim onca şeyden sonra
olmuyor, dokunamıyorum artık yüreğine

ve azat ediyorum seni gönül kafesimden
senin zincirlerin hem hüriyetime gem vuran
zorla sevda sürülmüyor, unutulmuyor hiçbir şey
çıkmıyor insanın içinden dehşetle istesede bazı şeyler

'Ulaş Yüksel / Duvar
bu aşk denen nesne 
neme meret bir şey
çirkin desen değil
güzel desen,
yaralamadan bırakmaz

Ulaş Yüksel

8 Ocak 2015 Perşembe

gözlerinde taşır insan gülüşünü
boyalı dudaklarda değil
şavkı düşmemişse yürekteki ışığın
işte o gözlerin retinesına
itibar edilmez ...
ağız dolusu gülse ne ?

talihliyim... 
ve bahtiyar
kalpleri gözlerinden okunan 
sıcacık ve samimi
pazarlıksız gülen insanlar tanıdım
denize kıyısı olan gülüşler

'Ulaş Yüksel

7 Ocak 2015 Çarşamba

çoktan sindi kağıda
ölen çocukların, 
kırılan kalemlerin 
ve maden ocaklarının karası 
hiç olan zahmetin ve alınterinin

aylaklığımı vurma yüzüme...
artık dönemem.anla !

sadece benim değil bu dert
andacım et kokuyor necedir
ateş ve su aşkına
yer ve gök aşkına
giyinip emeğin çelikten zırhını
haklı öfkesiyle sıkarak dişini 
kendini en baştan yaratıyor

Ulaş Yüksel

5 Ocak 2015 Pazartesi

aşık olmak geçti bizden
adamakıllı sevelim biz.

Ulaş...
suskunun içindeki inceliğe vakıf değilse insan
o henüz kendini tanımıyor demektir 

kendi boşluğuna düşüp iz bırakamışsan henüz
yolun uzun senin arkadaş, haddinden de uzun

Ulaş Yüksel

3 Ocak 2015 Cumartesi

ağarsa tan yerleri ellerinden başlayarak
ısınsa hanemiz saksıda çiçek boy verse
elim ekmek tutsa artık sebat etsem bir işte
yine kaleme ulasam akşamları emeği
uzansam tüm yorgunluğumla andacıma 
dalıp dalıp gözlerine uzansam ak kağıda

Ulaş Yüksel
Ancak bir aşkla dolar.. iki mavi arası.
dağ gibi bir yalnızlık olup geldi yeni yıl
bacadan değil bu kez olgun 
kırlaşan sakallarıyla çaldı kapımı

birazdan takarım koluma, 
dolaşırız biraz 
biraz soluklanırız sonra derin

seyrederiz kayalıktan 
bütün kalabalığına rağmen 
bizden daha yalnız bir kenti

hayır hayır...
çoktan değişti hüznün adı

Ulaş Yüksel
en çokta bu saatleri seviyorum
hele bir de yağmur yağmışsa yine böyle
cam gibiyse hele birde gökyüzü
serildiyse Boyalı Ovası'na 
dayayıp sırtını Toroslara 
menevişlenen ışıklarıyla bilmem kaç köy

bu demlerde ben, seyr ehliyim 
bu demler, kendimden geçerim ben

Ulaş Yüksel

28 Aralık 2014 Pazar

An'ı biriktirir kırlaşan sakallarım
güneşli günlerin muştusunu verir birde 
önü alınamaz bir nehir gibi akıp gittikçe zaman 

ağaran tan yerleriyle, bir kandil uyanır sadrımda
kendi karanlığımdan kurtuldukça 
daha da kuvvetli gün be gün

inci mercan dererim gönlümün derûnundan
ne söze gelir, ne ak kağıt üstüne düşer mana
sırf zevki  ile zevkidarım 

şiir atımın can verdiği  dipsiz bir  burçtayım
etme... bu aşk ölüdürür seni
gözlerime bakma sakın...

Ulaş Yüksel

27 Aralık 2014 Cumartesi

Ne garip şey...
içimde sanki bütün kentler,
keşfedilmeyi bekleyen koca bir coğrafya
içim büyük bir atlas
ülkeler, kıtalar, deltalar, ovalar
kuşlar.. şu duraksız gök
ve kendime bütün seyahatlerim
bütün göçlerim ve bütün ayrılıklarım
kendime fersah fersah tüm adımlarım

enfüs mü desem afak mı
hangisi daha doğru olur kestiremiyorum
izliyorum etten bir otobüsün retinasından
18 000 alemi, kendi şehrimin ışıklarını.cılız
puslu bir hava hakim yine bugün
hüznün rengi olmalı gri

ve ben ne zaman dalıp gitsem
turnalar geçiyor katar katar
kafatasımın maviliğinden
sürekli bir göç içimde
durdurak bilmeyen

zannediyorum ki herkes böyle
siz de böylesiniz efendim sizde böyle
hepsi içimizde, hepsi bizden bir yansıma
daha önce hiç uzanamadığım,
o kadar uzak, bir o kadar yakın 
içimin şu çılgın devinimi
gölün yüzünde menevişlenen işte bak
kendi tansıklarım tüm hepsi

Ulaş YÜKSEL
yine bir sanrının peşinde zihnim
bu yüzdendir ikide bir yokluyor usumu
kör olası düşünce...

yıkıyorum aklımı imdi İbrahim'in sunağında
neye baksam bir ayna, sırrı bana işaret
aldanmam aldanmam...

Ulaş Yüksel
ben bahar diyorum
sen ağzımdan öpüyorsun
sarılıyorum kollarımı koltuk altlarından geçirip
göğsünün küpeştesinde bağdaş kurarak
teslim olan sen misin, yoksa ben miyim
bilmiyorum

boşver diyorum sonra

ecel yapışsa şu an yakana ne
bu senin tabiatında var
yoksa böyle baş gösterir mi
böyle tomurcuklanır mı dalında gül
murdar mı gider sevişerek ölenler
peh... ne saçma laf

Öööööööl
öl de aşktan öl be adam !
beni 
bizi sevgisizlik öldürür !

ve ben 

karak bütün inançlarımı
Dayatılanı, hurafeyi, savsatayı 
kutlarım bu şöleni
çözülmez kollarım öyle sıkı
belki sonra tekrar kovar 
sonra tekrar sonra tekrar 
sonra tekrar Tanrı bizi 

dokunurum sana 
o ağacın altında 
etine toprağına coğrafyana
yine yeniden 
ilk defa keşfedercesine
ten şehrini 
beden ülkeni 

utanma !

yüreğimde duyayım 
yüreğinin gümbürtüsünü 
tutma kendini bıraaak
böylece kalalım
hiç kıpırdamadan ...
sen bir ağaç ol ben dalında aşı
nefesimle hışırdasın yaprakların
özüne yürüsün suyum
sonra birlikte toplarız geçince,
geçmesin istediğim sarholuğum
boncuk, boncuk döktüğün teri
o kutsanmış emeği

Ulaş YÜKSEL 
27.12.2014

26 Aralık 2014 Cuma

şuncacıktın o soğuk yatağın içinde
şuncacık... 
şu nokta kadar kargacık burgacık

ama o gözlerin yok mu... ah, o gözlerin
evrenleri sığdırdığın kirpiklerinin arasına
kapılıp gittiğim bir girdap, umman gözlerin

yaşamın yeşil libaslar giyinmiş 
bir kadın olduğunu öğreten
derûn orman gözlerin

Ulaş Yüksel

9 Aralık 2014 Salı

-

Dediler ki evimizin önünden geçmişin
sürdüm yollarını hep kendime çıkıyor
eğilip çeşmesinden soğuk sular içmişin
od düştü bağrıma hasretinden tütüyor

Geleyim ey güzel geleyim
aşayım Spil'i de İzmir düzüne ineyim
geleyim de yeşil göze kanayım
al yanaktan bir busecik alayım.

Katar katar göç yolunda turnalar
içimden bir şeyler alıp alıp gidiyor
ah ! kör olası bu yokluk.medet !
beni sevdiğimden ediyor.

Ulaş YÜKSEL / Kör olasın a yokluk / 2012

8 Aralık 2014 Pazartesi

daldım yine
mavi deniz murekkep
yine bardağımda soğudu şiir
kaç yıl oldu andacımda demlenir
çay karası, satır arası sevgili

Ulaş Yüksel
hüznüm bir kedi göğsümde
kovalamak şöyle dursun 
okşamaya meyleder ellerim
Mır mır bütün acılarım şifacı
biraz tebbessüm, bilgece bu kelli

büyüyorum biraz daha
biraz daha kırlaşıyor sakallarım
yüreğim bir oyun tutturmuş 
iman tahtam tattaravalli

Yıldızlara sarkıyor işte 
Yüreğimin ayakları 
Küçüldükçe küçülüyor 
yıl yıl içimde
arınıp saflaşarak bir adam

Ulaş Yüksel

kelam kana bulanır dudaklarımda
sözcükler ağzımda ay kesiği

ne kamer, ne yıldız, ne samanyolu
hep gece olmak düşer payıma

sen içime düşme güzel kız
dipsiz bir kuyuyum ben... sakın!
tutunacak dalın olmaz

Ulaş Yüksel

3 Aralık 2014 Çarşamba

ISLIK ISLIK / Ulaş Yüksel (kendi sesinden)


güne çıksak bir orman gözleri
kavuşsak akşama, bir deniz
birden yutar yüreğimi
öyle derin, 
öyle uçsuz bucaksız

Ulaş Yüksel

2 Aralık 2014 Salı

bütün günahları işlemek mi lazım ille de
kimseyi hor görmemek adına

pek ala insan olunabilir 

kendini üstün görmeden de

Ulaş Yüksel

1 Aralık 2014 Pazartesi

artık dağıtalım şu hüznü kederi
dağıtalım şu bastıran sisi dizdize verip
bak nasıl da parlıyor yarmış karanlığı güneş
artık çıkalım bu kör kuyulardan gün yüzü görelim

Ulaş Yüksel  

27 Kasım 2014 Perşembe

saklasam sır gibi
vurur yüreğime kordan mührünü
hangi sevda dile gelmez ki
bu susku öldürür beni

Ulaş Yüksel
adın yazılı 
gönlümün gergefinde
nakış nakış 
sözlerin kök boya

durma hadi, 
kalbimden öp beni
bir bülbül havalansın
göğsümün kafesinden

ıslat ağzımda ağzını
dudakların dut kurusu

Ulaş Yüksel
gün yüzü görmemiş köstebek
hiç çıkma deliğinden
buralar çok karışık

bir alışkanlığın adını
aşk sandık bir çoğumuz
başımız göğe erdi zannettik

hayvanını besliyor 
şu çift adını aşk koyup
genellikle yatak odasında

ölesiye yabancılar
ama kimin umurunda
hayvan sever her ikiside

Ulaş Yüksel
hecelesem adını 
izin kalır dudağımda
ağzım karanfil kokar

şahlanır şiir atım
atlayıp geleyim sırtına
kalemim yine aşk  tüter

Ulaş Yüksel

Îki mum yakiyorum sonra
Gecenin herhangi bir saatinde kalkıp
Daha derinlikli göresin dıye 
Sözün ardındaki o derin manayı 

Biri ben; ikisi sen...


Ulaş yüksel 

25 Kasım 2014 Salı

gözlerin öldürür beni 
ikiyi bir eden

derinlemesine ölürüm 
nefesinle dirilirim ben

Ulaş Yüksel
izlerimi taşır o sokak 
hayır hayır içimde taşırım izlerini

gizli yollar bilirim hep sana çıkan
köşe başlarından seyrederim
bir ceylan gibi süzülüşünü 
dalgın, hüzünlü, bir başına

avcı olmayı beceremedim hiç
dönüp baksan, oracıkta vurulurum

Ulaş Yüksel
ardına düştüğüm 
kendi gönlüm oldu hep

hep aynı kadını sevdim 
ben aslımda

Ulaş YÜKSEL

21 Kasım 2014 Cuma

kıskanıyorum, elimde değil
o halde seni seviyorum da değil
sanıyorum sahipleniyorum seni 

Ulaş Yüksel
tam dayak yediğim yere çekip arabamı
acıma güldüğüm noktadan ,
caddeden geçenleri izledim bugün
faşizmin penceresinden 

makinalaşan insanların dünyası bu
otomobiller de kaldırımdan akıyordu zaten
sevmiyorum çarşıya inmeyi ve çalışmayı
adına sosyalleşmek dedikleri 
o ç/abuk subuk ilişkileri

iyiyim  böyle 
belki parada kazanırım birgün hani yazdıklarımdan
olsada olur, olmasa da olur demenin rahatlığı var bende
büyük devlet bu, hiç bozamam keyfimi

ne istediğimi bilmiyor olabilirim evet
ama ne istemediğimi çok iyi biliyorum 
hayır, kalabalıklar gibi düşünemem asla 
asosyal değilim ben canımn içi
bir salgından kaçıyorum sadece
işte olan bu.

Ulaş Yüksel
O bir kısrak,
gem vurulamaz bir deli tay
lirik, asi ...!

yükseklerden uçan bir anka
meşrebi hür !

O, bir tek kişiye 
hapsolmayacak 
kadar büyük bir nur

önü alınamayan bir sel,
o bütüne meyilli
parçaya değil.

Ulaş Yüksel / Sevi 
ya gözlerim maviyse
gök oturmuşsa kıyılarıma
ya göç yoluysa kuşların 
kafatasımın çeperi
uzanmışsam boylu 
boyuna kendi içime
.
.
peki ama o zaman 
çektiğim bu hasret, 
duyduğum bu özlem ne
sarılsamya kendime 
bunca kendimleyken
yetmeli ya bu bana 
öyle değil mi

ah...
biri bana deyiversin
nedir bu esrar 
ne bu giz ?

Ulaş Yüksel
ne soğuk perşembe bu böyle
sokuyor hançerini bağrıma cani
bir sıkıntısı var bilirim
ferman çıkmış cumaya
mihrap kan revan...

ellerin tutuşturur günü canımın içi

ve şu duraksız göğü
seninle ısınır bu yer küre
yoksa; ne perşembe, ne cuma, ne ben...
böylesi üşümezdik inan !

Ulaş YÜKSEL
Kasım mı kaldı deme
aşk, Kasım'ı henüz giydi
konuşmak sırası ağaçlarda
ne varsa eteklerinde dökerek
son bir defa hep bir ağızdan 
yaprak yaprak

uzunca bir suskunun bağlangıcı bu
hep diyorum, yine derim;
'' bütün haşmeti ile görünmedikçe son defa
terketmez seni söz ve şey... ''

rüzgarla sevişiyor imdi tohumlar 
savrulup düşüyor tane tane
yarılan toprağın rahmine iştahla
ah bu çınar yaprakları
tıpkı annemin elleri
okşuyor yerin yüzünü anaç
sırlıyor yere düşen her bir daneyi

hummalı bir hazırlık var kışa seyri doyumsuz
en çok bu mevsimde seviyorum bankta oturmayı
umrunda değil çamların yağan yağmur da benim
bilge ağaç şu çamlar, ağacın kamili vesselam
hep yeşil, hep bahar dalları
kuş olsam hani, kuş olsam şuncacık
yurt tutardım bir çam ülkesini 
illa ki.

Ulaş Yüksel
konuşurken şair değilim 
parmaklarım çenemden daha maharetli
güzel bakarım fakat hani
söze ne gerek...

Ulaş Yüksel 
kopar seni esir alan o şeytani bağlar 
kırılır halka halka bütün o paslı zincirler

tam da orada başlar insan gerçekten sevmeye
bütün beklentilerin ötesine geçtiği sapakta

işte bu sevi canımın içi, aşktan öte 
ne benimsindir, ne benden ziyade

yokluğuna gönenmem, varlığın merhem 
beni hür kılar, seni kutsar...

Ulaş Yüksel
birazdan karılırım, 
akıp giden sokağa 
ağır, aksak, 
bir derviş edasında,
düşünceli..

belki bu sefer 
gece içimden geçer 
illa ki geçer 
bakarsın koca'rım bende
ışır ağzımda söz
bıyığıma kırağı düşer

ve güne çıkarsak sevgilim
illa ki konuşurum
ama sen, suskuma kulak kesil daha çok
söz, vurur boyununu diyemediklerimin
demeye, güç yetiremediklerimin

gözlerime bakma sakın !

Ulaş Yüksel
neden şairler üstlenir 
yaşadıkları kentlerin hüznünü 
hep
onların ellerinden başlar 
güller kanamaya

acı kalmasın hiç
gülmek halka ait bir eylem
varsın olsun
bilinçsizce 
gözyaşı kuruttum andacımda

Ulaş Yüksel
biz
bir iç'tik
güzelleştik

biz 
bir güzelleştik
içtiler bizi

Ulaş Yüksel
öyle bir yaşa ki bu hayatı
bir tek ölüm kalsın...
geride deneyimlenmeyen

sonra atıl onun da sularına
bi an bile terddüt etmeden
dönüp arkana bakmadan

Ulaş Yüksel

13 Kasım 2014 Perşembe

elbette ki; 
tutsam ellerini daha güzel olur hayat.fakat
aşk denen bilge 
açtı en büyük sırrını
kendi gönlüme sarılmayı öğretti
gelişinle bir bahar devinir sinemde evet
ama koymuyor artık hiçbir ayrılık nihayet

yüreğim, her aşkta, 
yıllanan sıcak şarap beden küpümde
ve ben, 
soğurdukça kendimi, taşıyorum kabımdan
o ser hoşluk ki; benzemez hiçbir sarhoşluğa
yüzüyorum aşkın da ötesinde 
derin sevi denizinde...

Ulaş YÜKSEL
Yalnızlığın yumuşak, ipeksi elleri vardır, buna rağmen güçlü parmaklarıyla kalbi kavrar ve canını hüzünle ağrıtır. Yalnızlık, ruhani yücelmenin olduğu kadar, hüznün de yandaşıdır.

Kırık Kanatlar, Halil Cibran

hüzün yakışıklıdır 
keder çirkin güzel
gam kapılardan ırak
düşman başına desem inanma

fazlası kalbe zarar !

üç oluklu bir köy çeşmesi bu
ne zaman yıkasam ellerimi 
çok geçmeden alnım ışır 
koynumdan bir güneş yükselir

Ulaş Yüksel

9 Kasım 2014 Pazar


kanını işler bu yarasalar canını
insan hayatı ne ki; ne ki yerin üstü
yerin altı; ölülerini işler, böyle döner
böyle döner bunların kanlı çarkı

bir halkın kurtuluşu felan değil bu
soktuğun kumdan çıkar artık kafanı
görmüyor musun kaynıyor yerin altı
simsiyah akıyor artık bu coğrafyanın kanı

Ulaş Yüksel

8 Kasım 2014 Cumartesi


ne zahmetlere girildi
ne kabuklar kırıldı
deldi taşı sabırla
çelikten sert

her şeyden kutsal
şu insanın emeği 

doldu çakmağa yedi kat yer, 
urdu çakmak taşını yalım yalım
ışk oldu emek düştü ocağa. aş oldu
var mı bundan daha tatlı sofra 
emekten daha leziz nimet

öpte başına ko ufaklık
döl tutsun usunda bu bilinç
ekmek değil o...
o emek.


Ulaş YÜKSEL

-

teknesinde kapitalizmin ezmeye üzüm gerek
kanın o senin, kadehteki emek
zevk ile riyanın koynunda,
o salyalı ağızlarda ...

besmele o dudaklarda bir iğreti
ve sen ey !
rahman ve rahim olanın alınteri
ne zaman yırtacaksın bu kara perdeyi
binlerce yıllık bilinç
uyan !

Ulaş Yüksel / Ilımlı Kapitalizm

6 Kasım 2014 Perşembe

kim demiş ayrılıklar kanatır diye
o yakınlıktı asıl, bizi mahveden

hürrriyetin diğer adıdır ayrılık canımın içi
kırılması gerekir zincirlerin bazan

kendi iç ülkene göçtür bunun adı
kendinle buluşmak şöleni

bak... acı yok !
iyi yokla kendini. acı yok

Ulaş Yüksel
düşürme yüzünü gönlüm ey !
boşver, karartma aynanı artık
hüzün sende çok çirkin duruyor
her şey yolunca akar
bilirsin bunu pekala

bulanıyorsa suyun ayır yolunu
ne sen yorul artık ne gark olan çırpınsın
selam deyip akalım tevezu ile 
nasılsa aynı denize dökülür kalblerimiz

Ulaş Yüksel
bir salıncak var gündüzleri bindiğim
eğlendirir parktaki tüm çocukları
mecbur ki; henüz hazır değil bir çoğu
bir salıncak var gündüzleri bindiğim
geceleri zincirsiz sallandığım...

Ulaş Yüksel
bu gece,
şimdi birazdan
cehennemin dibinde değil
bir madenin o dipsiz karanlığında uyuyacağım, 
hem de hiç uyanmamacasına 
''madenciliğin fıtratında var'' denilen o kara ölümle koyun koyuna

yeni Türkiye'ymişya, 
sözde bitmişya fukaralık bu memlekette...
ıpone'undan okursun bu son sözlerimi artık 
çıplak kıralın kapıkulu ey !

kızgınım sana evet
ama kalbimdeki bu öfkeyle gitmek istemiyorum.deymezsin 
öyle karardı ki artık ellerin deymezsin
öyle körsün ki deymezsin
kanım tüter bacandan 
öyle kurumuş ki kalbin.deymezsin

ama yine de iyi geceler, 
yine de iyi uykular, 
yine de
yine...

şimdi söndür ışığımı da
vicdanında boğulayım
sırla, rahat uyuyayım..

'Ulaş Yüksel


27 Ekim 2014 Pazartesi

ordularıyla ve silahlarıyla öğünen değil 
bunlardan utanan bir insanlık düşlüyorum

Ulaş YÜKSEL
Ve biz unutmadıkça 
ve siz unutmadıkça
geçmişin kirinden silkinip 
her şeye bugün başlamadıkça
hiçbir gün silinmeyecek yüreğimizin karası

Ulaş Yüksel
şimdi Karatepe de 
bir türkmenin daha ahı yükseliyor göğe
ve sen kürtçe gülüyorsun için için
çünkü türkçe gülenler olmuştu acına

ikinizinde canı cehenneme...

Ulaş Yüksel
darbe planlıyorum
şiirimi bileyliyorum
gönlümün dehlizlerinde
saplamak için hayasız iktidarın 
hayalarına kanırtarak
iktidarsızlaştırmak niyetiyle

Ulaş Yüksel
kelama gelmeyen kadınları sevmek gerekiyordu 
iki satır arasına hatta hiçbir kitaba sığmayan 
.
gayet tabii tek bir söz etmeden de sevebilir insan
hem öyle derin, suskunluğun tüneklerinde
.
başka bir türkçe ile 
kürtçe de sevebilir öyle 
hurfsuz harfsiz..

Ulaş Yüksel 27 Ekim 2014
göğe kadar kurşun sıkan 
faşist bir erkin elinde
tavanı delinmiş bir vatan bu
yırtık çarşaf denizleri 
hürriyet esmeyen imbat 

Ulaş Yüksel
ah o kabus; 
sütünü ben içmedim çocuk
ama ağzı kan kokuyor hepimizin ...

Ulaş Yüksel
demiri sürdüm hâra
tüter başımda sevda
aşk ataştan göynek
medet dilerim mevla

suyunu vermeyince
leylaya varmıyınca
demir tava gelmiyor
koynunda olmayınca

Ulaş Yüksel
sence olacak mı dersin
bence olmayacak
ne senin kuyruk acın 
ne benim evlad acım
hiçbir şey unutulmuyor
sadece kabuk bağlayacak

Ulaş YÜKSEL
tam bir dibe vuruş gerekli
kelimeleri birbirine ulayamadığım, aşı tutmayan
halimi anlatamayacağım öyle derin bir yangın 
ki; son kez küllerini birktirmek için 
tunçtan bir kavonozda

asırları aratmayan 
bir kaç saatte olabilir bir kaç gün de 
sabrım kalmadı artık aziz
ince hastalık, 
büyük veba ''ertelemek''

ağzını sıkıca kapa 
mısra düşmesin bir süre dudaklarından
belki bir şiir okurum sonra da
kabuğu çatlar cevizin ansızın
o ince zarıda yırtılır belki yokluğun

yine yeniden 
yaratmak kendimi en baştan 
kendi ellerimle bu kez 
bu son ölüm olur artık kimbilir
ilk dirilme hiç ölememecesine bu kez

sularım bulansın istemiyorum artık aziz
tam bir dibe vuruş gerekli 
artık ölmek istemiyorum

Ulaş YÜKSEL
kaç cenge girdim, 
kaç öldüm dirildim

bak, 
boza çalar saçlarım
artık çok yorgunum.

bilirsin... 
bir kurdu, 
ancak içindeki kurt yiyebilir.

şimdi söz ver bana, 
düşürme şurama hiçbi'gün 
o amansız ikirciği

asla !
bakma böyle delişmen baktığıma
asla kıyamam ben bir cerene
kursağımda ki zehir karışır kanıma da
ne yapsan yine de dişim geçmez etine

seviyorum...
çünkü seviyorum.

Ulaş YÜKSEL

koca bir ormanın, 
o iştahlı gürültüsünü taşıyor gözlerin
öyle bakma, 
çok olmadı sürüden ayrılalı, 
gayb'olurum
birazdan ay çıkar, sıçrarım ansızın
dalarım birazdan gözlerinin halkasından içeri

kaç cenge girdim, 
kaç öldüm dirildim. yorgunum
bir kurdu, ancak içindeki kurt yiyebilir bilirsin 
ve ne yapsan dişim geçmez etine. seviyorum
söz ver bana, 
düşürme sen de içime diğerleri gibi
o amansız ikirciği

Ulaş Yüksel
garip bir öyküyüz biz
kitaplara sığmayan
okuyanı az,
anlayanı daha az
peki dert mi bu 
asla !

böyle de olur
böyle de olur

Ulaş Yüksel
Aşkı anlatmak akla yaslananların işi
oysa aşk akıl fin/canını kırmış erlerin işidir.

Ulaş YÜKSEL
bir şey öğrendiğimiz felan yok
tüm öğrenilenler yalan 
hatılıyoruz sadece 
kadim bir bilgiyi;

bak gör, nasıl sever İNSAN

'Ulaş Yüksel
kanını işler bu yarasalar canını
insan hayatı ne ki; ne ki yerin üstü
yerin altı; ölülerini işler
böyle döner bunların kanlı çarkı

Ulaş Yüksel. / Petrol Bekçisi -2
bir halkın kurtuluşu felan değil bu
çıkar artık kafanı soktuğun o kızgın kumdan
görmüyor musun yerin altı kaynıyor
siyah akıyor artık bu coğrafyanın kanı

Ulaş YÜKSEL. / Petrol Bekçisi

7 Ekim 2014 Salı

-

- KOBANE

Bir film izliyor bir kaç kürt çocuğu
dayanıp kahvehanenin buğulu camına
Dayanamayıp ben de katılıyorum aralarına
Ses yok ama olsun, ziyanı da yok hani
biz uydururuz bir şeyler nasıl olsa
Mavi bir gökyüzü yorganımın altında
serde şaiirlik var hem, çocuğum daha

Suyun karşı yakasına geçirmeye çalışıyor kuyruklu bir piyanoyu
portakal sandıklarının arasında meksikalı kaçakçı
Gemi yan yatıyor birden, dağılıyor suyun yüzüne piyanonun tuşları
Derken bir şarkı tutturuyor hep bir ağızdan nehrin şişman kurbağaları
Ellerimden kayan bir kavanoz gibi dağılıyor o kürt çocuğun düşleri

Ve nerden, nasıl, keskin bir portakal kokusu çalınıyor burnuma
ya ben filmin içindeyim, ya böylesi şaşırtan bir tesadüf
Boya sandığım, kararan ellerim, on üç yaşım ...
Üşüyorum, sızlıyor burnumun direği
Babam düşüyor ansızın usuma,
ansızın bir ülkenin yarısı...

Ulaş YÜKSEL / Kobane

5 Ekim 2014 Pazar

Hiç ısınmadı elleri / ondan böyle şiire yakın oturması / U.Yüksel
yol kendi içine kıvrıldı...
ne kadar uzasa da voltam
hep aynı avluda buluyorum kendimi
ah! bu nasıl esirlik böyle

bir ayağı hürriyet, prangalı diğeri
nasıl oluyor da gülerken gözüm 
içimde bir keder oğullanıveriyor 
böyle anlık ve derin...

derken usuma düşüyor Barış çocuk
havalanıyor uçurtma minicik ellerinden
mavi gökle sevişiyor ipin ucunda kalplerimiz
avluda yine hüzün

kan sızıyor göğün sarkacından
kırmızıya boyanıyor avlu 
vurmasınlar uçurtmayı !
ah! ellerimiz yine kan

Ulaş YÜKSEL / Madalyon
bazı kadınlar var ki azizim 
onları hep güldüreceksin
güldüreceksin ki yüreğin büyüyecek
onların yüzünde hüzün bir mahşer yeri
güldüreceksin ki kıyamet hiç kopmayacak

bazı kadınlar var ki azizim
onların eli hep bir yetimin başını okşar
onların yüzünde hüzün tarifsiz bir şevkat
dokunma onlara... öylece seyret
seyret ki; yıkansın merhametin suları ile yüreğin
onların yüzünde hüzün ömre anlam, kalbe cila

Ulaş Yüksel
dokunmamışın hiç bir kadının 
uzanıp bakışlarından yüreğine

ellerin kurusun be adam
kendini ağaçtan sayarsın birde

'Ulaş Yüksel

3 Ekim 2014 Cuma

-BAYRAMINIZ KUTLU OLMASIN !

koyunları sayarken kuzuların sessizliğinde
uykuyla güreş tuttuğum bir an kan ter içinde 
kara bir koyun sokuldu yorganımın altına
Suriye'li bir çocuğun ıslak bakışlarıyla
sadece gözleri seçilen kara bir koyun
sessizce fısıldıyordu titreyerek

- sakla beni...
- tekbir getirip kıyacaklar bize 
- ne olur sakla beni.

U. Y. / TEZKERE / KURBAN
kaç kez vuruldum aynı yerde. daha da vurulabilirim 
kimden miras bu kabuk tutmayan yaralar bize

Ulaş Yüksel

2 Ekim 2014 Perşembe

bir kırılmanın daha eşiğindeyim yine
bakalım hangi dağın ardından doğacak güneş
başlarını kopardığım kuşlar dönüyor bir bir 
İnSAnın nefesini taşıyarak bu kez kanatlarında
kaftan kafa anka ey! gel, kon sadrıma

bütün haşmetiyle dans ediyor
şuh sesiyle şarkılar söylüyor gelenek. bu son şenliği
mavi gözlü bir çocuk parmağını emiyor usumun rahminde
yıkanıyor zihnim doğum sularıyla. arı, saf, tertemiz
gebeyim, yüklüyüm ey Meryem! 
dokuz doğuyorum yine

'Ulaş Yüksel / Çarmıh
göğe benzer yüreğin  
benim ellerim deniz
kuşlar uçar senin yüreğinde 
ellerimde balıklar oynaşır benim

çok benzeriz aslında 

halkları başka başka olsada 
ikimizde daha çok mavi
daha çok insan ikimizde

göğe saçılıyor ellerinin murekkebi

suya düşüyor ellerim sevdayı
ağıyor  göğe yüreğimin yükü
menevişleniyor suda yüzün

renkleri birbiriyle sevişen
o belirsiz berzahta buluşur mu dersin
Ebem kuşağında, bir gün ellerimiz

kimbiilir... 

bir yağmurla belki
karışır göğe balıklar
belki kuşlar suya iner 
uzansam o büyük boşluğa ki
arayı ancak bir aşk doldurur

tutar mısın ellerimi o vakit
iyi düşün bunu, bir daha düşün
ne varsa ellerimizde var
öyle mavi ellerimiz...

'Ulaş Yüksel
beni daha çok sözcükler yaralar 
dönmedolap desen mesela
içimde bir panayır kurulur
kalbim bir çocuğu avutur

'Ulaş Yüksel
şairin ellerinde çoğalır söz
onun kalemiyle çağını aşar mana 
paylaşır dişe deymeyen bir ekmeği 
hokkada kaynar mürekkep öyle sıcak
doyurur sevgiden mahrum kaç yetim yüreği
çağlar, durmaz kalemi, bir nehir ağzı gibi taşkın.

Ulaş YÜKSEL / K/ALEM
elbette aşkla geçilir 
aşkla gelinir bunca acının üstesinden
gam yemeyi meslek edinmiş 
acıyı ekmek etmiş sofrasına

inanmıyorum Metin Altıok'a

'Ulaş Yüksel
bildiklerimiz ve o keskin sezişlerimiz
aşmıyorsa tanrıların boyunu vah bize 
bir arpa boyu bile dem sürememişiz

Ulaş YÜKSEL / Büyük İnsanlık
derdimiz ne bizim 
ne zoru var bu uykunun bizle böyle

çok sevdim Nazım ustam çok 
dizindeki sızılar da beni
sen rahat uyu...

ve bakma böyle acizlendiğime 
vurmuş mührünü bir kere, 
kaçmak olur mu
mısra düşmüş felek alnımıza, 
şiirin gölgesinde uyumak miras bize

biz ki eeey 
gecenin gücü yetmez !
geceyi uyuturuz koynumuzda

'Ulaş Yüksel / Şairin Ninnisi