11 Haziran 2014 Çarşamba

sözün bittiği yerde başlıyor 
neşvüneva buluyor gönlüm
sadece sarılmak ister mi insan
yeter mi bu her şeyi anlatmaya

herkesle konuşursun

ama sustuğun bir tek kişi vardır 
onca gevezelikten sonra hem de
açsan ağzını saçmalarsın artık 

işte, tam da ordan başlar 

nakşedilmeye yürek levhana
sevda denen o kutsal nesne 
adamakıllı sustuğun yerden

elvada yoktur lugatında

merhaba da diyemezsin garip bir cilvedir iste
derin derin susmayı öğretir vurur yolunu, 
gaspeder dilinin altındaki tüm sözcükleri 

ey şiir, gecemi aydınlatan mısra ey

sen de olmasan, sen de olmasan !
kün kalemi dalmasa nun hokkasına
boğar beni içimde yükselen bu amansız tufan 

Ulaş YÜKSEL

8 Haziran 2014 Pazar

şairim... 
bilirim sözün sihrini
aşığım şiire, hem delice
*
fakat susan kadınlar bilirim 
bütün kalabağıyla gönlünün 
ağız dolusu susan kadınlar
*
onların ellerinden başlar ilk mısra
ak ellerinden düşer kağıda emek
o kadınlar ki; şiirin özü
*
şairim... 
sözün hasını bilirim
tezgahımda ekmek kelam benim
*
fakat  kadınlar bilirim çalışkan
çelik gibi, işleyen
bütün gücüyle yüreğinin.ışıyan
*
o kadınlar ki ; nasıl da balkır
namuslu alınlarında emek 
anamdan bilirim.

'Ulaş Yüksel / İlk Mısra

5 Haziran 2014 Perşembe

yüreğimmiş sende kalan...
bilmiyordum oysa tekrar neden geldiğini
yüzün farklı olsada gelen sendin yine
sırrı dağıldı şimdi tüm aynaların
dağıldı sihri bütün eski sevdaların
gidebilirisin, fakat kalabilirsinde
sevebilirim, üzülmemde gidişine
hep bana çıkıyor artık nasılsa 
bilip bilmediğim bütün sokaklar 
kaybolmaktan korkmuyorum...

'Ulaş Yüksel / AYN'A

4 Haziran 2014 Çarşamba

sokak beni çağırıyor 
uzayıp giden o kapkara asfalt
uzanıp boylu boyunca 
yıldızları seyrettiğim o kayalık
kafatasıma asılmış kandiller gibi
öyle çoklar ki oradan bakınca
sokak lamlabarına küs olay yeri
kafamın içi, safi nur sanki,
ya o kuş seslerinene demeli
göğsümün kafesinde öyle neşveli
o kanaryalar, Mayıs'ın rüz-gar gülleri

ve ben, genellikle her zaman

sanki bir yağmur oluyorum öyle ılık ılık
tenim bir elekmişte içimden geçiyor muşum
öyle latifmiş vucudum o demler
ve emiyor, emiyor emiyor... 
üzerine yattığım o yumuşak kaya
sonra ne ben, 
             ne yağmur, 
                          ne o kaya
deli zannedip götürecek aynasızlar
çamlığın arasında semah ururken birgün
ama ne tuhaf ki; artık bunu da umursamıyorum
kimbilir belki bir tımarhaneye yatırırlar da
rapor bile alırım 'yaptığından sual olunmaz' diye 
neyse ney bre! çok çene ettik gene
gecenin güne kavuştuğu yere
de be deli gönlüm, 
aaaydi gidelim...

Ulaş YÜKSEL

1 Haziran 2014 Pazar

sonra uzandım gecenin koynuna 
iki seksen, bir doksan boyumla öyle upuzun 
ama artık ben uyutuyorum geceyi  dizlerimde sallayıp
türlü türküler icat ederek, sonu ya gam, yahut bir kayıp 
nasıl bulunur ki karanlıkta kaybolanlar 
biriniz anlatıversin bunu bana 
yarası da belli olmuyor ki sarsam hani 
hep siyah akıyor karanlığın kanı
unutsakta bir çoğumuz hala akıyor 
alışılmamış bir acı var bir yerlerde 
araya onca şey girsede hala inliyor o dağ 
ve arsız beyaz adam karnını şişirmekle meşgul hala
gözkapaklarımdan ağır düşer yüreğime bunca olup duran
işte böyle arkadaş, bazan uyku tutmuyor işte
insan olanın insan yanını...

Ulaş YÜKSEL / Ben Uyuturum Geceyi (Soma)

30 Mayıs 2014 Cuma

Hiç durulmasın sularım / yoksa kokarım ben / Ulaş
ve ben 
bir tek kadını severim hep aslında
çok azınız bilir bunu

o burçtan o burca uçarım bir anka gibi 
kayıtlamam sevgimi
her yüzde sen

keder ey ! 
asla ağına düşüremezsin beni

'Ulaş Yüksel
seninle konuşacak çok kadın çıkar karşına
sen kelamın ötesinden bakabilen 
seninle susacak kadını bul
uzuuun uzun susacak...

Ulaş YÜKSEL

28 Mayıs 2014 Çarşamba

sen gülersin 
ben yanağımdaki gamzeyi farkederim
kalbinin aynası vurur alnıma
aklım ışır, yeniden gün doğar yüreğime
belki yüreğimde devrim olur

sonra bir kitap okursun
denize atarız tek tek koparıp sayfalarını
unuturuz ezberlenmiş ne varsa
belki susarız uzun uzun

bir plak koyarız pikaba 
dalarız mehtaba 
belki mehtap sen olursun

Ulaş YÜKSEL
şiirler okudu şuh sesiyle
manevi bir maya çaldı ki gönlüme 
ya tutarsa dedik. tuttu

şimdi dibine kadar yaşamak için 
döndüm o duvarın önünden 
babamın kokusu çalınıyor burnuma
bir kahvenin kalabalığı sırtımda
öyle cigara kokuyorum 
ey keder nerdesin 
on üç yaşım ey !

ilk sevgilim, ilk ayrılıklar 
sevgiyle kucaklamak istiyorum
ey acı nerdesin ? uçtu

Ulaş Yüksel

21 Mayıs 2014 Çarşamba


söylediklerin beni ilgilendirmiyor artık
ben sesindeki gerçekliğe takmışım kafayı
anlattıkça eriyorsun bir buz dağı gibi içten içe 
kendini de inandırmaya çalıştığın yalanlarınla

sen hünerli bir arı olabilirsin bu kırda 
ve en güzeli ovanın dağın taşın ormanın
şimdilik dolaşmaya devam et dilediğince 
o çiçekten, bu çiçeğe...

fakat umutların tükendiği yerde
yedekte bekleyen sevgilin olamam, 
üzgünüm desem yalan olur 
üzgün değilim Eleni 

Ulaş YÜKSEL

20 Mayıs 2014 Salı

haydi gönlüm yürüyelim biraz ama çocuklarla bu defa 
çekip tahtadan kılıçlarımızı karanlığa şimdi adım adım
bır ıslık tutturup ağzımızdan ışıklar saçarak

bütün uydurulmuş dinlerin üzerine yürüyelim cesurca
belki ocaklara gün doğar, 1 Mayıs sabahı 
umut ya aşımız, kimbilir, belki dirilir ölenler...

ama biz hep, aç mı kalacağız ? hayır !

meclisin kapısına kadar dayanır en çok
siyasi erkin  o en kalın zırhı yıllardır delinemeyen
BİR MASAL KADER DENEN ŞEY, sakın inanmayın siz

haydi çocuklar,  
ARTIK İNANMAmakla başlayalım  
bu işe biz !

Ulaş YÜKSEL / İnanmayın Çocuklar

19 Mayıs 2014 Pazartesi

böyle çalkalanmasaydı 
içimde şu koca umman
fısıldayamazdım kulağına 
o deniz kabuğunun hikayesini 
taşımasaydım na şuramda bu göğü  
nasıl anlatırdım kuşları sana ben
bir ateş ki bağrımda nice bin yıldır
tutuşur o alımlı kuyruğu Anka'nın
hiçliğe kanat vururken devirip dağları
hepliğin koynunda yanarak devleşir
şu tabiat ey! toprak anam,
ellerime bak şimdi 
ellerim anlatsın sana 
dört anasırrı 
ellerim...
         emeğin ekmekten 
                           daha kutsal olduğunu.

Ulaş YÜKSEL

19.05.2014

15 Mayıs 2014 Perşembe


elimden tutuyor ak libaslı bir Bedreddin müridi
eteğinde kömür karası
vuruyor mührünü yeniden yeniden
vuruyor gürzünü yüreğimin orta yerine

ve ben yüzümdeki karadan utanıyorum
bundandır soluğumun böyle kesilmesi
ne gelir ki elimden yazmaktan gayri
ak kağıt üstüne kömür karası

Ulaş YÜKSEL / Kara Yazı

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Hangi taşı kaldırsam 
altından AKreP çıkıyor

Duble duble kan içiyorsunuz
yollar.. kan kokuyor yollarınız

Ulaş / Duble Yol

13 Mayıs 2014 Salı

hiçbir şey kaybetmedim 
hep kazandım şu hayatta ben
bilmiyorsun canımın içi.anlamıyorsun
benim kayıplarımdı bütün kazancım

misal; sen gidersin, 
ben daha çok sarılırım sana 
baktığım gider, gitsin...
gördüğüm hep bende kalır

Ulaş YÜKSEL / Ayna

12 Mayıs 2014 Pazartesi


gönlün kaynıyor mu arkadaş ! 
hayır hayır, birine felan değil ha
bütün evreni sığışmış buluyor musun kendinde
vucudun koca bir alemmiş de mesela
adım adım dolaşıyor muşun 
bir ıslık tutturarak kendi içinde

kafamın tavanı mavi gök, 
kafatasım yıldız alacası ...
ben mi senin koynunda uyurum, 
sen mi benim ey gece
şu sapaktan sağa dönsem, 
yine kalbim çıkacak karşıma...

Ulaş  YÜKSEL



8 Mayıs 2014 Perşembe

kötü olan sen değilsin
meylettiğin işler fena

insandan değil ben
sözün gancığından osandım

Ulaş YÜKSEL
biraz daha şiir okusam 
ışıyacak aklının 
ve yüreğinin elleri

Ulaş YÜKSEL
kaç duygu sığar bir halıya
hangi duygu hangi rengi alır 
ayıptır zira, gizler tüm hislerini ustaca
bütün acısını, sevincini, sevdasını
tüm kazancını, amansız kayıplarını
ömrünü dokur bu bozkırın kadını
ilmik ilmik şol ardıç tezgahın başında
işlemeli mendillerde dalgın 
gürül gürül keçi sırtı kilimlerde
tüm tansıklarıyla dokur gönlünü 
koca bir ömrü, emeğin tezgahında

Ulaş YÜKSEL

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Benim yolculuğum da şiirle 
iki mısra düşerim, biri pencere kenarı

Gökkuşağı fışkırır andacımdan 
Alnımda o güneşli gün

Ulaş YÜKSEL

4 Mayıs 2014 Pazar

Tahir Zühre'yi sevmeseydi 
yahut hiç sevmeseydi
ne kaybederdi Tahir'liğinden ?

'' kalbi kururdu Tahir'in ''

Ulaş Yüksel
bahar gelir belki dağlarına
giyer bir türkmen kızı gibi 
al çiçekli yeşil entaresini 

seninle severim belki bu kenti ...

Ulaş YÜKSEL

30 Nisan 2014 Çarşamba

ne acayip bahar...
gözlerin fesleğen kokuyor

nasılda patlıyor karanfil
ağzında sardunyalar

öyle kırmızı ki gülüşün,
tüm avluda kokun yankılanıyor 

Ulaş YÜKSEL

29 Nisan 2014 Salı

kim demiş Ulaş işsiz diye
kolay mı bu saatte kalem tutmak
yüreğinin dehlizlerine dalıp nefessiz 
bu büyük fırtınada inciler çıkarmak

kömür mü sandın 
şu kağıda düşen karayı sen
öyle kolay mı 
duyguların göçüğünde kalmak
her seferinde yeniden ...
ölüp ölüp dirilmek

kendi yüreğine 
sırtını dönen insanların dünyası bu
heyhat !
yüküm ağır ki ağır,
kaç şairin ruhunu taşırım ey !

bir satır arasından 
bağırsam şöyle avazım çıktığı kadar
'' sesimi duyan var mııı ''
söyleyin hadi 
kaçınız işitir yıllanmış naramı

beni ancak, bu ekmeği bölenler kardeşçe
beni ancak, yüreğinden paylaşanlar 
sofrası kağıt, aşı kelam olanlar
beni ancak, en çokta beni... 
kalem işçileri anlar 

Ulaş YÜKSEL

22 Nisan 2014 Salı

kaç adamın daha teninde,
arayacaksın terimi...
hayır bilmiyorsun, 
malesef uykudasın daha

ah sen ...
öyle koklamadın ki beni
emeğin miski o,
ekmekten daha kutsal

uzun lafı sevmezsin bilirim
ellerimden başla, gözlerime bakmaya
sevmek diyorum canımın içi;
ince işçilik ister.

Ulaş YÜKSEL / Misk

21 Nisan 2014 Pazartesi

sözün bittiği yerden başlıyorsun sen
ve senin sustuğun yerden başlıyor 
şimdi konuşmaya ellerin 
ellerin de susuyor sonra 
sonra gözlerin ...
devleşiyor o sıska bedenin 
nerden, nasıl öğrendin
bütün gövdenle böyle taş kesmesini
yırtıyor karanlığın perdesini
yüreğinin sessizliği

derken; dalıyorum yine ansızın
yepyeni bir düşün macerasına
atlıyoruz bir yokluğun üzerinden 
semahlar dönüp, çarklar ururak
karıp kendi hamurumuzu nihayet
var ederek kendimizi yeniden
ellerimizden başlayarak
yağmurlu bir Nisan sabahı
koynunda yedi renk ebemkuşağı
vurulmuş yatıyor göğsümde 
saçlarının ormanı 
döşümde ıslak toprak kokusu
tekrar tekrar sevişerek soluksuz
bunca açlığa kuşanıp kılıçlarımızı 
tek tek vuruyoruz, tüm tanrıların başını 

Ulaş YÜKSEL

11 Nisan 2014 Cuma

benim toprağımda suret bulur
baş verir senin o çalışkan ellerin
ey esmer güneş 
olmasa tenim ne kıymetin var 

parlamasa sevgilinin gözleri aşkla
içim ısınır mı yine böyle, hadi söyle
senin bu şavkın bilir misin nerden gelir

kim tutar bu suyun başını 
Leyla bakır ibriğini nerden doldurur
Mecnun urmasa bu çarkı öyle sermest
hangi dağın ardından yükselir böyle gün

bir adın ışk ise bir adın aşk senin
şu gönlümde ki bahar olmasa ey
hangi toprağı okşar seviyle sıcak ellerin

Ulaş YÜKSEL / Limon Çiçeğim

9 Nisan 2014 Çarşamba




bunca kalabalığın arasında
bu denli yalnızlaşıyorsam eğer
işte bu senin suçun...

bu suçu işlemeye devam et.

Ulaş YÜKSEL

5 Nisan 2014 Cumartesi

Boşver şimdi bunları azizim
şiiri sever misin şiiri
ya türküleri ..

resim çizer misin hiç
bir manzarayı seyretsende olur
ayak üstü iki dakika soluklanıp

içitiğin olur mu 
günde üç demlik birden 
sarhoş olur musun hiç çayla

en az bir saat vakit ayırmalı insan kendine
yürümeli hergün çok kısacık da olsa
elleri ceplerinle bir başına.öyle hür

dans eder misin dans 
yüreğindeki melodiye karılıp
öyle içinden gedldiği gibi

avludaki erik ağacının dibinde durup,
sevdalanır mısın patlayan tomurcuğa
her bahar yeniden devinir mi sinende aşk

yemişim işini gücünü 
evini arabasını, yatını katını...
bana şu söylediklerimden bahset

şiiri sever misin şiiri ?

Ulaş YÜKSEL / Sultan Süleyman

1 Nisan 2014 Salı




neden terler ellerim böyle yokluğunda
ya kalemimden damlayan emek
atmasam kendimi şu maviye
boğar bu keşmekeş beni

işte bunun için 
bu kadar tuzlu bu deniz
hadi terime karıl parlasın tenin 
hadi, iyot koksun saçların..

Ulaş YÜKSEL / Andacım Deniz

30 Mart 2014 Pazar




yine kaybettik
neyse si.tiret henüz ölmedik
kuralım kendi şarabımızı 
hadi sevişelim kaldığımız yerden 
eskisinden kırmızı
ondan sonra içki 
on ikiden sonra sevişme yasağı
gürültülü olsun
devriyeler dayansın kapıya
ellektrik elektirik
kim indirdi şartelleri
sahi ,
nezarette öpttüm mü hiç seni
şu sandıkların üstünde
sevişelim ölene dek.

Ulaş YÜKSEL / Oy Sandığı (30 Mart yerel seçimler )

29 Mart 2014 Cumartesi




otursam balkonum küpeştesine
sarkıtsam şöyle ayaklarımı aşağı
kimse görmez be 
baksana saat kaç olmuş
dokuz osuruk atıyodur şimdi
pireler uçuşuyodur kıçında
karşı yurdun bekçisinin bile
hem görse ne anasın satim
ne olur sanki peh

neyse ;

sonra kaldırsam başımı göğe
şöyle dalsam yıldızlara 
sanki ilk kez görüyormuş gibi
unutur muyum bunca acıyı
saysam yıldızları bir bir
yutkunur muyum 
on beş diyemeden

aya bak aya 

yazıktır !
daha on dördünde be

Ulaş YÜKSEL / Berkin'e

12 Mart 2014 Çarşamba




yok bi'şeyim annem

üzülme, merak etme sen

kanla yoğurmuşlar

bu ekmeğin hamurunu

Ulaş YÜKSEL

1 Şubat 2014 Cumartesi





Sen benim şarap tasıma
mey doldurmasanda olur
şöyle bi'vur geç bakır ibriğini
tınısından ben, Mecnun'a döneyim.

Ulaş Yüksel

28 Ocak 2014 Salı







sıkı sarılırım fakat, bütün kalbimle
gül memeler arası gümbür gümbür
yüreğinde duyarsın yüreğimin telaşıını

kim öğretti böyle, belden yukarı sevmeyi
dalıp gözlerinin rengine, habersiz izlemeyi
suların gürültüsüyle, uzanıp giden yeşile

okşamayı sözcüklerle, susarak daha çok
koklayarak saçlarını, fısıldayarak sevgimi
tüm kalabalığıyla ağzımın, susarak daha çok.

Ulaş Yüksel / Susarak
kara çalınmış yüzüne. kalem karası
ışımış alnında çizgiler dize dize
kıvrılırak saçlarından kelam
dökülüyor omuz başlarından

ya'bu sızan ne; gül memeler arası
karnının sahrasında düştüğüm kuyu
ya'bu ten, ya'bu koku ...

kasıklarında bir bahar deviniyor kış ortası
baştan ayağa şiire kesiyorsun 
ve ben aşkla; bıkmadan, usanmadan
tekrar tekrar okuyorum seni 
dudaklarımda sırılsıklam söz

eeey güzel yüzlü Yusuf !
neden döndün sanki Züleyha'ya sırtını 
şehvet değildi ki seninkisi
söylesene; aşktan kirlenir mi hiç insanın elleri

Ulaş Yüksel

23 Ocak 2014 Perşembe


Ey aşk !
çık kozandan 
seviyle kutsa beni
sevi söndürecek
bütün ateşleri çünkü

tek yol bu,
tek din bu !

artık korkmuyorum 
gönlüm eeey !
ardınsıra iz sürmekten
kalbim...
sadece sen tut elimden.


Ulaş Yüksel
kaç kadın oldu ki karşısında 
böyle çocukça saçmaladığım 
kaçı görebildi ki perdenin ardında
sevdikçe devleşen şu yüreğimi

inan kıymeti yok hiçbir sözün

neler söylemek isterdim oysa 
sevgilim...
iki dudağın arasından
sana senden,
konuştukça batmasam böyle

neden böyle oluyor eeey koca Çalap

neden kırılmıyor bir türlü bu kör olası talih
huzurumu kaçıran huzurumsun
söylesene, neden vuslat ayrılığa denk
oysa ben, sen mişsin gibi seviyorum artık
kendi ellerimden başlayarak herkesi, her şeyi
söylesene, bu onulmaz yazı neden

Ulaş YÜKSEL

12 Ocak 2014 Pazar

TURUNÇ KÜLTÜR SANAT DERGİSİ
YIL : 3 / SAYI : 7 - 8


Tanrı saçlarını ateşe veriyor
Bir eli yanıyor, bir eli umursuz


Madımak'ta Banaz'da Kerbela'da susuz
Serez'in esnaf çarşısında yanan parmaklarız biz.

Ulaş YÜKSEL / AKreP Taşlama

-Teşekkürler Turunç

7 Ocak 2014 Salı

Yüreğinin yükü
boynumun borcu olsa
sürsem yüzüne yüzümü
Patlasa tomurcukları öbek öbek
gerdanında bir bahar devinse

Üşüyorum, 
dizlerimde inceden bir sızı
Tuttursak diyorum şu çıranın ucunu
bir iyce bastırmadan kara kış 
kapımızı çalmadan zemheri

Tüm mağlubiyetlere inat.korkmadan
uzatsan ellerini daha da cesur,
Her harbin sonunda delice
giderek büyüyen şu yüreğimiz
ah şu bitmeyen güz sancısı

Belden yukarıdır bizim sevişmelerimiz
anlamasa da bunu kafasının içinde
hayalarını taşıyan erk
bize ne
Düşünecek birşey yok !
hadi, alıştık dövüşmeye
alıştık sevişmeye nasılsa

Ulaş YÜKSEL

28 Kasım 2013 Perşembe

kanat vurdu, ağdı semaya ellerin 
artık yakalayamaz oldum 
uzanamıyorum bunca boyuma rağmen
kendi göğümden gayrine yetmiyor 
ellerin. ah ellerin bir çift martı
bir tebessüm ağzımın kenarında 
öylece asılı kaldı

tuhaf ki, acıtmıyor artık bu mavi
söylesene nerden aldın bu ateşi 
nedir bu parlayan gökle derya arası
bir bilsen şaşardın şu hane-i gönlümde 
nasıl bir kandili yaktığını
iki mavi mesafesi

is tutmaz kendi ışkına dönmezse insan yüzünü
süzüldüğün şu gök şimdi kordon boyunca
söylesene kaç mavi eder, bir gönül
bırak bu telaşı, kaçma kendinden
bak gözlerime hiç batmış mı o güneş
kaçma artık, yoruldun, artık anla 
bu gönül senin öz yurdun 

Ulaş YÜKSEL

23 Ağustos 2013 Cuma



Belki bir gün buluşuruz 
taş atarız denize,
kelimeler çoktan tükendi 
yasla başını yüreğime
yüreğim bir deniz kabuğu,
fısıldar eksilmeyen sevgimizi
vurur sözcükleri yüreğinin sahiline 
malum; tek kişilik sevemedim ben
uzanıp yıldızları seyrederiz 
o kumsalda mıh gibi çakılıp
belki susarız uzun uzun kimbilir
yılların özlemiyle ..
bir martı geçer hem bakarsın
yeniden ağarır belki ellerimiz 

Ulaş YÜKSEL

3 Haziran 2013 Pazartesi

Dedi ki ağaç ;
sarıl bana.. sıkıca sarıl gövdeme
gövden olayım
barikatlar, panzerler vız gelir bana.

Ulaş YÜKSEL

28 Eylül 2012 Cuma


bir balıkçı tezgahından dinlerim çoşkusunu ellerinin
usulca akar avuçlarından içime ege
deniz yok bizim buralarda
yıkanır içim sularıyla 

derken yakamozlar düşer kalbimin aynasına 
aşkın kelâmı üfürüldükçe gönlüme kendi dilinde
kalbim ışır da ışır, bir zeytin ağacı gibi 

birde içinde biriktirdiğin deniz hani ...
hiç konuşmasan da söyler durur senin şarkını
hiç susmadan ısrarla, ne de güzel... lirik... ilk günkü gibi
pazarın orta yerinde o güzelim türküyü. çekinmeden inatla

yüklenir gelir arkadaşlar on saatlik yoldan. on yıl bana 
kan ter içinde, yorgun, uykusuz... koskoca bir sevdayı
hehey bre !... kim demiş arkdaşlık öldü diye,
kim demiş balık kötü kokar diye.

'Ulaş Yüksel / Martı Ellerin IV
28.09.2012

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Çağdaş Yaşam / Sayı : 109 / 12 - Temmuz / Ağustos 2012

Seni sevmek ;
bütün anneleri ...
en başta çocukları sevmek demek

Seni sevmek ;
bir çift ayak yerine bir çift kanat taşımak,
aya kement atmak, yıldızlara dokunmak ...

Seni sevmek ;
şu duraksız göğü,
doğan günü sarı sıcak
fersah fersah uzanan şu denizi,
şu yemyeşil ormanı ...

Seni sevmek ;
bütün halkları, tüm tansıklarıyla
bir nehir gibi akıp giden bu yaşamı kucaklamak,
bütün bu varoluşu hesapsız, ölesiye sevmek demek.

Ulaş YÜKSEL / Seni Sevmek / 2012

1 Haziran 2012 Cuma

Çağdaş Yaşam / Sayı : 109 / 11 - Mayıs 2012


seni düşünüyorum, her sabah olduğu gibi
tam dalıp gitmişken saçlarının ormanına
mevsimlerden sonbahar, aylardan eylül
rüzgarlarla kolkola, saçların hazal
irkiliyorum ansızın bir telefon sesiyle
bankadan arıyorlar, kadife sesli bir operatör
ağzında binbir türlü yalan !

derken uyanıyorum düş içinde bir düşten
tam ezilmek üzereyken sıyırılıyorum son anda
sıçrıyorum soluk soluğa kapitalizmin çelikten çarkları arasından
sevdan tutuyor ellerimden devleşiyor sıska bedenin
atlıyoruz bir kabusun daha üzerinden

bak, sen de görüyor musun benim gördüğümü
gülümsüyor Meral Okay bütün gövdesiyle
ışıklar içinde iki beyaz bulut arasından.

Ulaş YÜKSEL / Kapitalizmin Çelikleşen Çarkları

10 Mayıs 2012 Perşembe

Çağdaş Yaşam / Sayı : 109 / 10 - Mayıs 2012























genzimdeki tat, kahveme sinen koku
sen batıyor gün, sen başlıyor gece
mısra süpürdüğüm sonsuz karanlık

saat beş otuz, röterli geliyor yine
kıvrılarak,
yararak ovayı ortasından
___________Çukurova Expresi

günü çekmek zor iş
son katarda doğan güneş
tırpan vurduğum buğday tarlası
tepeme diktiğim testi, testideki su

gün boyu koşturmacam sen.

Ulaş YÜKSEL / SEN

Teşekkürler ÇAĞDAŞ YAŞAM.

12 Nisan 2012 Perşembe

ve ilkin,
çevrip başımı baktığımda
görüyorum ki,
ne varsa senden başka aynasında aşkın
bir bir silinip gidiyor sırrından

ellerim uzanıyor sonra
bir çift martı oluyor ellerim
sona eriyor bu amansız harp 
birdenbire iki mavinin arasında
tarıyorum dizinin dibinde altın saçlarını dalgın
ebedi bir sulhle içimin en mahrem köşesinde

yüzüme düşüyor aksin. sen
yüzümü çeviyorum ben oluyorum
iki kaş arası bir kesişme bu.iki göz
bende başlayıp bende nihayet bulan
o kadar uzak, bir o kadar yakın
biri sen, biri ben... neye baksak biz

galibiyetin ve yenilginin izleri bunlar
görüyor musun hey
alnımın aynasına oturan 
bu en güzel çizgileri daha otuz beşimde

okuyabiliyor musun
nasıl da gülümsüyor bak
ayaklarını sarkıtıp bir çocuk gibi
kendinde bulduğu o hududsuz hazineyle
bir bilgenin rahatlığında, kafatasım muzaffer

mutsuz değilim artık evet,
gülmeyi de öğretirmiş gözyaşları.ama sahiden gülmeyi
minnet dolu bir tebessümle ağzımın kenarında ölesiye sade
eritip kimyasıyla ağır ağır, zamanın örsünde işleyerek acıyı

'Ulaş Yüksel 

Çağdaş Yaşam / Sayı : 109 / 9 - Nisan 2012

























Göğe düşüyorsun ilkin
kaldırıyorum başımı alabildiğine mavi
Çekiyorum ciğerlerime kokunu
seni taşıyan rüzgarlardan

Suya düşüyorsun sonra, alabildiğine berrak
içiyorum bir pınarın oluğundan kana kana
Karışıyorsun kanıma yavaş yavaş
doyamıyorum ...

Sonra düşüyorsun toprağıma yeniden,
alev alev yanıyor içim ve
yarıyorum toprağı alabildiğine yeşil
Bin yıldır beklerim bu yorganın altında
yaratıyorum kendimi en baştan,
kökten uca sen

Yapraklarım en güzel şarkıları söylüyor rüzgarların koynunda
öbek öbek tomurcuğa duruyorum dalımdan budağıma
derken çiçeğe kesiyorum baştan aşağı sen
yemişlerim, gülüşlerinle olgunlaşıyor şimdilerde
Zemherim bahar

Dallarımda binbir çeşit kuş cıvıl cıvıl,
seni fısıldıyor bütün ıslakları, bütün şarkıları ıslık ıslık sen
Bir tek dilieğim var sadece eeeeey Koca Yezdan
yüreğim dağlanır arifsin halime;
bilirsin ... bir tek dileğim.

Ulaş YÜKSEL / Cemre / 2012

Başta bu mısraları düşmemi sağlayan o güzel insana ve kıymet verip; böylesi güzel ve anlamlı bir sayıda, benim için gerçekten çok kıymetli olan bu şiirime yer vererek onurlandıran, mutlandıran Duran Aydın ağabeyim olmak üzere, tüm Çağdaş Yaşam emekçilerine teşekkürü bir borç bilirim.

7 Nisan 2012 Cumartesi

Turunç Dergisi / Ocak-Şubat-Mart Sayısı























N e el veren oldu , ne de ufkum açan senin gibi
A nsızın geldin hayatıma daha onsekizimde, son şiirlerinle
Z amanında; Tanrının önceden karar kıldığı bir anda belkide, kim bilebilir ki
I hlamur kokuları geliyor burnuma pencerem açık,
M en senden öğrendim mısra dizmeyi, şiir damlar sehbama kaç zamandır

H as bahçemde kaç gül bitti ki bu güne dek, en kırmızısından biri sen
İ krar verdik aleme gelmezden evvel, kalem tutan el olacağız diyerek
K astımız senmişsin, pirimiz sen, anladık ve sevindik ve şükrettik
M uhammed'in parmaklarını gördük elestte, ondandır kalemin bu efeliği
E n harbisinden bir ege zeybeği, haydi vurun davullara meydanda ak sayfalar
T esliimiyet yok! teslim olmak yok! zindanda da geçse ömür

R azıyız ölüme, tutmuşuz pirin elinden, vız gelir mahpus bize
A nam avradım olsun dönersem ikrarımdan
N e ki ölüm, ne ki mahpus, bir yalan dünya bura nihayetinde...


Ulaş YÜKSEL / Nazım Hikmet Ran (Akrostiş Şiir)

Hep yayımlanacağı günün düşünü kurduğum bir şiir olmuştur bu çalışmam.
O büyük ustanın hakkını ödeyemem fakat; bu şiiri daha yazdığım gün, bir vefa borcunu yerine getirmiş gibi iyi hissettim kendimi.

Yeniden teşekkürler Nazım, şad-ı revan ruhun handan olsun.
Ve yeniden teşekkürler TURUNÇ.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Turunç Dergisi' ( yayımlanan ilk şiirim )



Hep böyleydim

Ya ağlarken tutup elinden bir çocuğu
gezdirdim içimin panayırında,
ya gülerken hep içime yağdı
fazlaca kendimin sandığım
binlerce hüznün yağmuru

Ne içimdeki fırtanın gürültüsü sızdı dışarı,
ne gözümdeki yaşla harab oldu içimdeki bahçe

Sadece göründüğüm gibiyim gözünde
ama aldanma baş gözüyle gördüklerine
aynı panayırın aynalı solunu bu alem
takılma, gül geç görünen suretlere

Hep başka bir yüz vardır görünenin ardında
onun da bir yüz olduğunu unutma
Sahibinin kirlenmesinden korktuğu belkide

Yetinme gördüğün kadarıyla diğerleri gibi
sen gönlüme bakmayı becerebilen bir kadın olmayı seç
yüreğinle gör içimde sakladığım o mavi göğü ...
sonra de ki; '' sen göründüğün gibi değilsin''
ve ben varsın mahçup olayım bu üryanlığımdan

Sus, hiçbir şey söyleme,
seyret kendini masmavi.


Ulaş YÜKSEL / Olduran Sükût / 2011

22 Şubat 2012 Çarşamba








hep iktidarla olmalı kavgası
kundaktayken tırnaklamalı babasının yüzünü
dişlemeli anasının meme ucunu
 

durdurak bilmemeli şairin kavgası
içten içe yanmalı insanlık için yüreği
yalanla, haksızlıkla ve zulümle olmalı tüm davası



kocaman bir yürek taşımalı göğsünde,
umudun olmadığı bir tek dize düşmemeli andacına
sönmeyen bir kibrit çakmalı her daim bütün kalbiyle
bıkmadan, usanmadan bu onulmaz karanlığa

su gibi akmalı mısraları menevişlenmeli ışık ışık,
rüzgar gibi dolaşmalı bir yaz akşamında.serin
dolaşmalı dizeleri sarı saman saçlarında sevgilinin
sokulmalı göğneğinin düğmeleri arasından, girip koynuna
dokunmalı denizden taşıdığı yüküyle 
sevgilinin tenine

söz uzar ve lafın kısası ;
beşikteyken daha belli olmalı şair dediğin
şiir gibi anne demeli arka arkaya parlayan gözleriyle
öyle dökülmeli ağzından ilk söz, öyle çıkmalı ilk tümce


Ulaş YÜKSEL / Şair Dediğin / 2010

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

18 Mart 2011 Cuma

1 Mayıs


Bayraklarıyla iniyor,
ak kağıda yüreğim

İşçi marşlarıyla,
bir Mayıs sabahı

Bir devrim ki kalbimde
andacım kızıl meydan

Ne dağlar ne yollar
ne de ihtilaller ayırır bizi

Ne çok ortak şeyi kucaklıyor
aklımızın, yüreğimizin elleri

Yalan mı hadi söyle ;
ne çok yerde kesişiyor yollarımız

Ve ne de güzel yaraşır ellerine senin
ellerine ekmek, ellerine gül ...

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir

19 Aralık 2010 Pazar


Dikiş tutmaz gönül

İğne ustadan, iplik yerinden olmasa
Şiir dikerim mintanımın sol cebine
Elimde yeni bir iğne, iplik yeni


Hay Allah,
Birde hızla çarpmasa yüreğim ...

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

7 Aralık 2010 Salı

Söyle Bana Senin Adın Ne



Sen gelince uçup gidiyor 
Tüm kızgınlıklarım, kırgınlıklarım kendiğinden

Bütün isyan bayraklarımın iplerini kesiyorum bir bir
Bir güneş gibi doğuyor aydınlık yüzün içimdeki dağların ardından

Pencerem değişiyor, kırılıyor ışık yedi renk
sardunyalar çiçeğe kesiyor birdenbire küpeştesinde

Dünya bir gül bahçesine dönüyor, 
kuşlar cilveleşiyor, hükmünü yitiyor zaman

Fesleğen kokuyor ellerim, nefesin karanfil
mevsim, hep, bahar...

Söyle bana;
______________ senin adın ne ?


Ulaş YÜKSEL / Söyle Bana Senin Adın Ne / 2010

1 Aralık 2010 Çarşamba

Arı Türkçe



Anadır ilk mısra

Türkçedir sancısı
Türkçe ıkınır
Birazdan,
Arı tükçe doğurur


İşte doğurdu bile
Kargacık burgacık
Hıçkırıyor avuçlarımda
İç çekerek hece hece
Sarayım ak kağıda
Üşüme sen güzel türkçe

Sarayım sıcağı sıcağına
Ninnileriyle Anadolu'mun
Yatırayım yüz yaprak,
Yüzü aydın, gözü aydın
Esmer andacım koynuna

Ulaş YÜKSEL

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

26 Kasım 2010 Cuma

Yırtık Muşamba



Seyrediyorum çocukluğumu kapı ağzından
Canım işte şu serili muşambanın yırtığından
Bir kadın toprak pişiriyor bak
Bez yerine toprak sarıyorlar çocukların kıçına

Anne, kim yırtı o muşambayı ?

İzlemek istemiyorum
Ama alamıyorum da kendimi
Hızla geçiyor yıllar birbiri ardınca
bir film şeridi gibi gözlerimin önünden
Böylemi girecektim yeni yaşıma
Kulağımda Karabaş'ın havlamaları

Anne, kim yırtı o muşambayı ?

Fistanında şeker aşırmış dedemin dükkanından
Gurk tavuk gibi topluyor torunlarını
Simsiyah saçları, çifte belikli başına nenem,
Bir Selanik türküsü mırıldanıyor amcam
bir o yana, bir bu yana avluda
Seyrediyorum çocukluğumu

Dedem cimri değil, biliyorum
Gülüyor kasketinin altından
Yine bayram mı ne ?
Sigara da çalarız birazdan
Teneke tereğin ikinci rafından

Ablama güvenir dedem
O önden girer el öpmeye
Biz oyalarız, o aşırır kaşla göz arası
Gider dumana boğarız sonra
dut ağacının tepesini

Anne, kim yırtı o muşambayı ?

İzlemek istemiyorum
Ama alamıyorum da kendimi
Ve, ve ansızın ölüyor nenem
Demeye de dilim varmıyor hala
Ama ansızın ölüyor nenem
Anam gibi kokuyor avluda naaşı

Anne, kim yırttı o muşambayı öyle?


Dizlerini dövüyor halam
Ağıtlar yakıyor kızları hep bir ağızdan
dayanamıyorum, tıkıyorum kulaklarımı
tıkıyorum iki elimle kuvvetlice

Doktorlar kazımış saçlarını
Hala halamda durur çifte belikleri
Offf bakamıyorum, kapatıyorum gözlerimi
kapatalıyorum iki elimle sıkıca

Sular seller, iki gözüm iki çeşme
Çekiyorum burnumu hıçkıra hıçkıra
Evle ahır arasına kaçtığım aralıkta
Hani şu saklambaç oynarken
Sıkça saklandığımız aralık
Aylardan da aralık mı ne

Anne, kim yırttı o muşambayı öyle ?

Kaldır at lütfen, serme bir daha
At gitsin sobaya
Üç beşte patates kuzuneye

Babam koksun evin içi

Ve, ve ansızın ölüyor babam
Demeye de dilim varmıyor hala
Ama ansızın ölüyor babam
Büyüyor ellerim ansızın
sigara kokuyor avuçlarım
annem, kardeşlerim ...
Babam kokuyor
sırtımda ağır bir pardüsü

Anne kim yırttı o muşambayı öyle.Söyle kim !

Kaldır at lütfen,
serme bir daha
Kaldır at sobaya
Üç beşte patates kuzuneye

Babam koksun evin içi

Aynı senenin içinde
Daha soğumadan
çifte yangın külleri
Ansızın dedem ...

Anne kim yırttı o muşambayı öyle, söyle kim!

Ulaş YÜKSEL /
YIRTIK MUŞAMBA / 2010

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Türkülerimiz

Ve bizimle göçer türküler
Türkülerimiz !
İsyanını taşır yedi ceddimizin,
Kokusunu toprağın ve bereketini asırlardır
Harran'ın, Aydın'ın, Çukurova'nın ve sevincini nevruzların
Toplar eteklerini iner yaylalardan salını salını,
tulumlar çalınır ardından,
davullar zurnalar ...
Çeker kucağına bağlamayı ozanlar
curalar sipsiler ...

Türkülerimizle koşturur bu bozkırda
Kabart kulağını dinle, dört naladır hala atlarımız
Hala nasırlıdır analarımızın elleri
Kağnıların gıcırtısı çalınır kulaklarımıza hala

Derken vurulur düşerim
Çanakkale sırtlarında... cönk bayırında ansızın
boğazım düğümlenir 
söylemesem, içimde bir keder oğullanır

Ne işin var senin burda anzak çocuğu !
Bir sen eksiktin türkülerin bağrında
Bir sen bu toprağın koynunda
Fakat ayırmaz bilesin ;
_____________ne dinini,
____________________ne dilini,
__________________________ne de milletini,
Anadolu'dur; acısı haddinden fazla,
yüksünmez seni de bağrına basmaktan.rahat uyu
anadır bizim toğrağımız
yakar senin de ağıdını.içli

Ah, birde şiir
Ayrılırken sap samandan,
Düşerken kasketinden Veli Dayı'nın
bu harman yerinde, şu güneşin altında
Damlarken emek alnından toğrağa
Ansızın şiiri doğurur çatlayan yerküre

Çark urur vecd ile ol demde bir Temmuz akşamı
Savrulur dizeler,
savrulur bir yabanın ucundan türkülerle hep bir ağızdan
Şahlanır mısralar
terli, kara bir kısrak gibi ...
Saçar eteğindeki tohumları avuç avuç.
ilham rüzgarlarıyla bütün evrene.bereketli

Sızar tepeme diktiğim testiden
serin serin mintanımdan içeri
iki yakamın ortasından,
bir araya getirir iki yakamı şiir

Çark vurur mısra menevişlenen saman tozuyla
ve uzanır tertemiz elleri, ağar mavi göğe aşkla
Evrene ve insana anadır ayırt etmeden türkülerimiz
Sarar sarı saman kağıtlarına sıcacık ayırdetmeden insanı
Anadır bizim şiirlerimiz, kucaklar bütün tabiatı hesapsız

Ulaş YÜKSEL 26.11.2010

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.