27 Ekim 2014 Pazartesi


koca bir ormanın, 
o iştahlı gürültüsünü taşıyor gözlerin
öyle bakma, 
çok olmadı sürüden ayrılalı, 
gayb'olurum
birazdan ay çıkar, sıçrarım ansızın
dalarım birazdan gözlerinin halkasından içeri

kaç cenge girdim, 
kaç öldüm dirildim. yorgunum
bir kurdu, ancak içindeki kurt yiyebilir bilirsin 
ve ne yapsan dişim geçmez etine. seviyorum
söz ver bana, 
düşürme sen de içime diğerleri gibi
o amansız ikirciği

Ulaş Yüksel
garip bir öyküyüz biz
kitaplara sığmayan
okuyanı az,
anlayanı daha az
peki dert mi bu 
asla !

böyle de olur
böyle de olur

Ulaş Yüksel
Aşkı anlatmak akla yaslananların işi
oysa aşk akıl fin/canını kırmış erlerin işidir.

Ulaş YÜKSEL
bir şey öğrendiğimiz felan yok
tüm öğrenilenler yalan 
hatılıyoruz sadece 
kadim bir bilgiyi;

bak gör, nasıl sever İNSAN

'Ulaş Yüksel
kanını işler bu yarasalar canını
insan hayatı ne ki; ne ki yerin üstü
yerin altı; ölülerini işler
böyle döner bunların kanlı çarkı

Ulaş Yüksel. / Petrol Bekçisi -2
bir halkın kurtuluşu felan değil bu
çıkar artık kafanı soktuğun o kızgın kumdan
görmüyor musun yerin altı kaynıyor
siyah akıyor artık bu coğrafyanın kanı

Ulaş YÜKSEL. / Petrol Bekçisi

7 Ekim 2014 Salı

-

- KOBANE

Bir film izliyor bir kaç kürt çocuğu
dayanıp kahvehanenin buğulu camına
Dayanamayıp ben de katılıyorum aralarına
Ses yok ama olsun, ziyanı da yok hani
biz uydururuz bir şeyler nasıl olsa
Mavi bir gökyüzü yorganımın altında
serde şaiirlik var hem, çocuğum daha

Suyun karşı yakasına geçirmeye çalışıyor kuyruklu bir piyanoyu
portakal sandıklarının arasında meksikalı kaçakçı
Gemi yan yatıyor birden, dağılıyor suyun yüzüne piyanonun tuşları
Derken bir şarkı tutturuyor hep bir ağızdan nehrin şişman kurbağaları
Ellerimden kayan bir kavanoz gibi dağılıyor o kürt çocuğun düşleri

Ve nerden, nasıl, keskin bir portakal kokusu çalınıyor burnuma
ya ben filmin içindeyim, ya böylesi şaşırtan bir tesadüf
Boya sandığım, kararan ellerim, on üç yaşım ...
Üşüyorum, sızlıyor burnumun direği
Babam düşüyor ansızın usuma,
ansızın bir ülkenin yarısı...

Ulaş YÜKSEL / Kobane

5 Ekim 2014 Pazar

Hiç ısınmadı elleri / ondan böyle şiire yakın oturması / U.Yüksel
yol kendi içine kıvrıldı...
ne kadar uzasa da voltam
hep aynı avluda buluyorum kendimi
ah! bu nasıl esirlik böyle

bir ayağı hürriyet, prangalı diğeri
nasıl oluyor da gülerken gözüm 
içimde bir keder oğullanıveriyor 
böyle anlık ve derin...

derken usuma düşüyor Barış çocuk
havalanıyor uçurtma minicik ellerinden
mavi gökle sevişiyor ipin ucunda kalplerimiz
avluda yine hüzün

kan sızıyor göğün sarkacından
kırmızıya boyanıyor avlu 
vurmasınlar uçurtmayı !
ah! ellerimiz yine kan

Ulaş YÜKSEL / Madalyon
bazı kadınlar var ki azizim 
onları hep güldüreceksin
güldüreceksin ki yüreğin büyüyecek
onların yüzünde hüzün bir mahşer yeri
güldüreceksin ki kıyamet hiç kopmayacak

bazı kadınlar var ki azizim
onların eli hep bir yetimin başını okşar
onların yüzünde hüzün tarifsiz bir şevkat
dokunma onlara... öylece seyret
seyret ki; yıkansın merhametin suları ile yüreğin
onların yüzünde hüzün ömre anlam, kalbe cila

Ulaş Yüksel
dokunmamışın hiç bir kadının 
uzanıp bakışlarından yüreğine

ellerin kurusun be adam
kendini ağaçtan sayarsın birde

'Ulaş Yüksel

3 Ekim 2014 Cuma

-BAYRAMINIZ KUTLU OLMASIN !

koyunları sayarken kuzuların sessizliğinde
uykuyla güreş tuttuğum bir an kan ter içinde 
kara bir koyun sokuldu yorganımın altına
Suriye'li bir çocuğun ıslak bakışlarıyla
sadece gözleri seçilen kara bir koyun
sessizce fısıldıyordu titreyerek

- sakla beni...
- tekbir getirip kıyacaklar bize 
- ne olur sakla beni.

U. Y. / TEZKERE / KURBAN
kaç kez vuruldum aynı yerde. daha da vurulabilirim 
kimden miras bu kabuk tutmayan yaralar bize

Ulaş Yüksel

2 Ekim 2014 Perşembe

bir kırılmanın daha eşiğindeyim yine
bakalım hangi dağın ardından doğacak güneş
başlarını kopardığım kuşlar dönüyor bir bir 
İnSAnın nefesini taşıyarak bu kez kanatlarında
kaftan kafa anka ey! gel, kon sadrıma

bütün haşmetiyle dans ediyor
şuh sesiyle şarkılar söylüyor gelenek. bu son şenliği
mavi gözlü bir çocuk parmağını emiyor usumun rahminde
yıkanıyor zihnim doğum sularıyla. arı, saf, tertemiz
gebeyim, yüklüyüm ey Meryem! 
dokuz doğuyorum yine

'Ulaş Yüksel / Çarmıh
göğe benzer yüreğin  
benim ellerim deniz
kuşlar uçar senin yüreğinde 
ellerimde balıklar oynaşır benim

çok benzeriz aslında 

halkları başka başka olsada 
ikimizde daha çok mavi
daha çok insan ikimizde

göğe saçılıyor ellerinin murekkebi

suya düşüyor ellerim sevdayı
ağıyor  göğe yüreğimin yükü
menevişleniyor suda yüzün

renkleri birbiriyle sevişen
o belirsiz berzahta buluşur mu dersin
Ebem kuşağında, bir gün ellerimiz

kimbiilir... 

bir yağmurla belki
karışır göğe balıklar
belki kuşlar suya iner 
uzansam o büyük boşluğa ki
arayı ancak bir aşk doldurur

tutar mısın ellerimi o vakit
iyi düşün bunu, bir daha düşün
ne varsa ellerimizde var
öyle mavi ellerimiz...

'Ulaş Yüksel
beni daha çok sözcükler yaralar 
dönmedolap desen mesela
içimde bir panayır kurulur
kalbim bir çocuğu avutur

'Ulaş Yüksel
şairin ellerinde çoğalır söz
onun kalemiyle çağını aşar mana 
paylaşır dişe deymeyen bir ekmeği 
hokkada kaynar mürekkep öyle sıcak
doyurur sevgiden mahrum kaç yetim yüreği
çağlar, durmaz kalemi, bir nehir ağzı gibi taşkın.

Ulaş YÜKSEL / K/ALEM
elbette aşkla geçilir 
aşkla gelinir bunca acının üstesinden
gam yemeyi meslek edinmiş 
acıyı ekmek etmiş sofrasına

inanmıyorum Metin Altıok'a

'Ulaş Yüksel
bildiklerimiz ve o keskin sezişlerimiz
aşmıyorsa tanrıların boyunu vah bize 
bir arpa boyu bile dem sürememişiz

Ulaş YÜKSEL / Büyük İnsanlık
derdimiz ne bizim 
ne zoru var bu uykunun bizle böyle

çok sevdim Nazım ustam çok 
dizindeki sızılar da beni
sen rahat uyu...

ve bakma böyle acizlendiğime 
vurmuş mührünü bir kere, 
kaçmak olur mu
mısra düşmüş felek alnımıza, 
şiirin gölgesinde uyumak miras bize

biz ki eeey 
gecenin gücü yetmez !
geceyi uyuturuz koynumuzda

'Ulaş Yüksel / Şairin Ninnisi
bir susuşu sezdim sende 
ondan bu sükuna pervane oluşum

ve; ben en çokta sana benziyorum 
kanatlarım yok ki yanacak

'Ulaş Yüksel
'' ben sana mecburum '' diyen mısra ey !
kaç yıl oldu kendi evimde bu mahpusluk
hani özgür kılardı şiir...
karardım günleri saymaktan artık
çentik atmaktan usandım etime

'Ulaş Yüksel
Eylül de bitti
geçti bütün kırgınlıklarım

aktı usumu yoklayan suyla
yüreğimin kiri pası

her ayın başında barışmalı insan kendiyle
hatta huy edinmeli kırılmamayı asla

'Ulaş Yüksel
aynı göğün kuşları kalblerimiz
yani diyorum ki; salıversek
bir bulutun içinde 
kaybolur muyuz umursuz

nasıl geçilir başka türlü 

altı yönden, beş duygudan
kırıp zincirlerini öyle hür
mekandan ve zamandan

eeey aşk! büyük şifacı! etme.

bak, yine kırıldı akıl fincanım
çalacak başka kapım mı var
derdim de sensin dermanımda
bir tek sen sararsın  yine yarayı

'Ulaş Yüksel

02.10.2014

26 Eylül 2014 Cuma

en uzun cümleni kur
sevdiğini söyle mesela

sonra ben... 
ayna olayım büyük yüreğine

sırrımı dökeyim ellerine de
sen, sıkıca sarıl kendine...

'Ulaş Yüksel

25 Eylül 2014 Perşembe

çıkar aklının doruklarına 
yüreği ki; incelikli eşkiya
çıkmak olurda geçmek olmaz mı
bir kartalın gözünde ne ki dağ

keskin bakışlı bıçkın bir delikanlı
söker kendi tırnaklarını bir bir.haşin
kırk yıllık bir yorgunluktan sonra
varmadan henüz kırkına daha

silkinir, soyunur eski libaslardan 
düşürür gagasını vurarak kayalıklara 
artık aynı sada değil yankılanan 
ko vadiyi dost, çağını aşar bu söz.

Ulaş Yüksel
bir gönlüm var benim 
inci mercan yüklü, kilitli sandığım
bir gönlün var ki senin 
dağlardan yüce, ben sandığın.

'Ulaş Yüksel
kaç kent sığar bir İstanbul'a
her semtin bir başka şiir 
şairlerin ellerine sormalı seni
sana dair bütün soruları

Ulaş YÜKSEL
bir gece aşkın eşiğinden atlarsan eğer
bir nefescik otur, biraz soluklan, 
kapa gözlerini, kendine yaslan

Ulaş Yüksel

24 Eylül 2014 Çarşamba

recep cumhurbaşkanı olmuş
tayyip başbakan hala
erdoğan ordunun başında
darbe planları yapıyor diyolar
meyhanelere uçakla dalacakmış

ilaca zam geldi bugün 
yüzde kırk hem de
sağlıkta iyileştirmeye gidiliyor
postmodern darbe bu mu acep
hastalıktan kıracak miilleti

'Ulaş Yüksel
mevsim kırmzıya döndü
iklim sıcak şarap artık
Akdeniz'de soğuk bira
çekilmez oldu İstanbul
Marmara'nın tadı kaçtı

ferman çıkarmış Sezar
Ankara'da içilmez artık
herif doğuştan sarhoş
en iyisi Ege yine
anason kokan rüzgar 
buzlu rakı şu İzmir

Ulaş YÜKSEL

23 Eylül 2014 Salı

dişlerimi karıştıracak mışım 
elime bir kürdan alıp kahvehanede
et yedim sanacakmış arkadaşlar
bırak allasen ...
nedir bu anlamsız gurur !
insan neden utansın ki fukaralığından
görmez misin bak, bir çuval kömürle 
koca bir milletin gözünü boyayanları
batsın o zenginliğiniz yerin dibine !
öyle pişkindir ki bunlar lağım çukuru ağızları
diyor ki; fıtratında varmış madencinin ölüm
bin kerre yuh olsun böylesi bir zihniyete

ve merak etme 
anlayacaksın elbet sende bir gün
o kömürle bilrikte neleri ateşe verdiğini
Soma yine kaynıyor, yine dönüyor o kanlı çark
kaç yetimin feryadı tütecek bacandan bilir misin
gör bak tarih kaydedecek bu kara lekeyi
parmakla gösterecek halkını soyan büyük ustayı 
biz değiliz aziziim, utanması gereken biz değiliz
kendi alınlarına çaldığı karadan onlar, 
o leş yiyiciler, o AKPabalar utansın

Ulaş Yüksel

22 Eylül 2014 Pazartesi

yaz bir şiirdi bitti
Eylül'ün damından şiir yağıyor şimdi
kışa, şiirle ovuşturarak gireceğiz ellerimizi
bahara dal budak, domur domur şiir yine kısmetse

'Ulaş Yüksel / Şaiirin Hasadı
öyle bir zihniyettir ki kapitalizm
senin o büzüşmüş beyninde
gücü ve eşyayı ilah edinir, 
dostlarını kullanırsın hayasızca.

'Ulaş Yüksel

I-

İmdi senin gözlerinle yine seni
su gibi zeytin kokan mutfağımdan
yüreğinde biriktirdiğin güvercinlerle
selamlayacağım ölmez mananı
kabirlere sığmayan kamil akıl ey
şâd olsun ruhun
.
. eğil Hasan Dağı eğil bir yol
eğil de bir bak, bir dinle hele
asırlık bir selamı taşırım andacımda
kimin sesi değmiş sesime bildin mi
Nerden mayalanmıs ıslığım 
.
. imdi patlamak zamanı bir nehir ağzı gibi çoşkun
püskürtmek içinde biriktirdiğin ataşı taa arş-ı alaya
yamaçlarına yaslanan yiğitlerin türküleriyle ışık ışık
imdi savaşmak, inmek zamanıdır oluk oluk
küffarın tepesine tepesine ...

II-

vurun ozanlar vurun üç telliye 
yatman bu gece.ol parmaklar kanasın
şad olsun ruhu, ustam yücelerden dinlesin

saçılsın yeryüzüne sevdalar
barış olsun, kardeşlik olsun, sevi olsun
savrulsun bir harman yerinden 
kanaatkar sevinciyle Anadolu insanının
menevişlenerek şu ayın hüzmesinde bir bir 
dehşetle yoklarayarak bir ulusun hafızasını
insanı insan yapan yitirilmiş ne varsa.

kurulsun divanlar ol davalar görülsün
abanın gövdesine, nağmeler perde perde yayılsın 
diyipte çığıran dilleriniz, şu cihana cân olsun

vurun ozanlar vurun üç telliye
yatman bu gece.ol parmaklar kanasın
şad olsun ruhu ustam yücelerden dinlesin

'Ulaş Yüksel / Ruhi Ustaya

biliyorsun işte canımın içi 
na şuramda bir şeyler kanar hep
sen unutmadıkça beni

'Ulaş Yüksel
bulaşalım..
çay içeriz, kahvede olur

susarız uzun uzun

'Ulaş Yüksel

20 Eylül 2014 Cumartesi

yanıbaşımdayken sen öyle uzak
şehirler girmişken aramıza 
köyler kasabalar, dağlar denizler 
bu denli yakın

sanırım görmediğim bir şeyler var yine 
bana benden ırak, 
yoklasam şöyle kendimi adam akıllı
bana benden yakın.

Ulaş Yüksel

18 Eylül 2014 Perşembe

bence korkma sevmekten
hem değil mi ki; 
en güzel yaralarımız aşktan

'Ulaş Yüksel

16 Eylül 2014 Salı

-

Govalarsan gaçar diyola
gaçsın diyorum gaçsın
umrumda değil dedikleriiz
o gaçsın, ben govalayım
ne olu yani ...

Elini golunu bağlamak mı aşk,
bu mu sabır dediğiiz erdem
Bilipdurun mu hem
ruhum yıkanır bu ataşla

Hakiki aşığım ben arkadaş
ne ben benzerim ne sevdiğm
sizin o tarif ettikleriize.

Düştük bi nazlı cerenin peşine
ceren ki ceren, gözleri goca bir orman
Dökülür altın suyu gürül gürül
saçları bir nehir,
çağlar omuz başlarından

Başlar bir uçtan bir uca guşlar
duttururlar bir göçmen gızın türküsün
vurur şavkı, gayaların alnına
aklımı başımdan alır yankısı

Kimseler bi şey demesin gaari
o nereyeee, ben oraya ...
varsın gaybolayım bu ormanda
osanmak olu mu gardaş bu işte
osanmak olu mu heç aşkta

'Ulaş Yüksel

15 Eylül 2014 Pazartesi

on dört yaşında bir çocuğa
bak dikkat et;
on dört yaşındaki bir çocuğa !
terörist diyebilir 
on dört yaşından daha kıt akılları ile 
bu ülkede ki siyasi erk.

Ulaş YÜKSEL / Diplomalı Eşkiyalar
saat üç otuz 
sönmüş köyün ışıkları 
caminin üstünde, kilisenin hizasında, 
karanlığın tam ortasında 
üşür gibi titriyor bir ateş
başında  ki adam belli belirsiz 
elleri benimkiler gibi

göğe ağıyor kasılan şehveti, 
yay gibi gergin 
nurdan bir elma asılı semada 
iç geçiriyor ay yarım
sigarayı bıraktığından beri öyle güçlü
sıksa suyunu çıkarır taşın ve fakat,
içinden bir ses hep; 
deymez diyor deymez
yıkılıp duran şu mahşer yerinde 
delice koşturmaya

- hem ne uğruna !

yollar sizin olsun, 
çarşı pazar, ışıklı caddeler
olmazsa olmazlarınız topyekün sizin
ben acımdan öleyim 
ne çıkar...

inemem buralardan inmem, 
kaybolurum anlamsız kalabalığınızda
ayrılmam artık bu tenhalığımdan
Dokunmayın yalnızlığıma
yollar sizin olsun, yollarınız...
dağlar benim.

Ulaş Yüksel
hiç büyümeyen yanım, 
şimdi bile, doksanımda da eminim
bir cebimde iki mısralık bir şiir,
diğerinde ele avuca sığmayan haytalığım
zıttıyla kaimse her şey ki; öyle...
beni içimdeki çocuk büyütür

Ulaş YÜKSEL

14 Eylül 2014 Pazar


turnalar geçiyor kafatasımın tavanından
mavi kırlangıçlar basıyor göğümü güzün habercisi
çığlık çığlık kafamın içi, yüreğim eriyor bastırdıkça eylül
gel, yasla başını omzuma soyunup tüm korkularından
koy ellerini avuçlarıma, üşümesin bu kış 
vehiçbir kış martı ellerin.

'Ulaş Yüksel / Serçe Ellerin




bir ağaç kesersin boylu boslu gencecik
öğünürsün kısasa kısas yerine fidan diktim diye 
halbuki onlarca fidanı taşır kollarında kıydığın genç 
işin matematiğini yapacak kadar bile çalışmaz kafan ?
nasılsa yer bu millet, çünkü senin gibidir milyonlarcası

Ulaş YÜKSEL
ve öyle bir dem gelir ki
küfr ile iltifat erir aynı potada
itibar etmezsin artık her ikisine de

anlam giydirmeden hiçbir şeye
yol olur, alırsın voltanı tebessümle
gidecek bir yerin de yoktur üstelik
kendinden başka ...

inkar etmek ne güç ! 
kırık aynalarda milyar kere sen
bir türlü şirk koşamaz İNSAN kendine

gam tutmaz sırrını 
ama fena tenhasındır artık
bu amansız yalnızlığın cenderesinde

'Ulaş Yüksel
aramızdaki onca mesafeyi 
bir tek şey dolduruyor canımın içi

öylesine tezat bir denklem ki bu 
bi'yokla şöyle gönlünü
iyi bilirsin sende

heyhat ...!
vuslat ayrılığa denk !
vuslat ayrılığa denk !

'Ulaş Yüksel
seninle en çok neyi seviyorum biliyor musun 
susmayı...
vurup bütün sözcüklerin boynunu 
öylece susmayı

'Ulaş Yüksel

11 Eylül 2014 Perşembe

o bir başınalığın muhteşem kalabalığı
şairlere sorulmayacak bir soru bu
- bilir misiniz siz de bu lirik taşkınlığı ?

ağzımı açsam öyle bir kalabalık iner ki avluya
sussam içime oturur pazar yeri
duyuyor musun sadrımdan yükselen sadayı sevgili
senin dudaklarınla çalıyorum milyar senedir ben bu ıslığı

'Ulaş Yüksel
yine insan eti kokacak belli ki bu kış 
kızıl kana bulanacak yine şu duraksız gök
kaç emekçi oturur Soma'nın tavanında bilir misin
forslu yıldız değil onlar çerçevesi fatiha ile süslenmiş

şahit oldun mu asansörlerle yükselen emeğe 
söylesene nasıl olur da ısınır hanen sönen ocaklarla, 
semaya ağan ağıtlardan göç yolunu değiştirirken turnalar

sahi; göğe baktın mı ömründe sen hiç ?

'Ulaş Yüksel / Asansör
Neden kendinden bile saklar insan 
Neden korkar kalbinin büyümesinden bu denli 
Efsaneciler taktı bilirim çalı kurusu elleriyle, çatallaşan dilleriyle..
Ey gönül, bir künye gibi taşırsin bin yıllardir koynunda acıyı
Bu yüzdendir kara sevdaya çıkmış adın
En büyük kambur oysa sırtında sevgisizlik

Hesapsız kitapsızken şu aşk pazarı
Tezgahında duran bu terazi de ne 
Öyle eziliyor ki kalabalıklar yutkunarak 
saklamaya calıştıkları o ağır yaraların altında. heyhat!
Kus o elmayı Adem babam... yolunuz yol değil
Duyun bilin ey ! bilmeyenlere de deyiverin bi'zahmet
Hesabım yok, dedem gibi bakkal olmayacağım ben.

'Ulaş Yüksel

11 Haziran 2014 Çarşamba

sözün bittiği yerde başlıyor 
neşvüneva buluyor gönlüm
sadece sarılmak ister mi insan
yeter mi bu her şeyi anlatmaya

herkesle konuşursun

ama sustuğun bir tek kişi vardır 
onca gevezelikten sonra hem de
açsan ağzını saçmalarsın artık 

işte, tam da ordan başlar 

nakşedilmeye yürek levhana
sevda denen o kutsal nesne 
adamakıllı sustuğun yerden

elvada yoktur lugatında

merhaba da diyemezsin garip bir cilvedir iste
derin derin susmayı öğretir vurur yolunu, 
gaspeder dilinin altındaki tüm sözcükleri 

ey şiir, gecemi aydınlatan mısra ey

sen de olmasan, sen de olmasan !
kün kalemi dalmasa nun hokkasına
boğar beni içimde yükselen bu amansız tufan 

Ulaş YÜKSEL

8 Haziran 2014 Pazar

şairim... 
bilirim sözün sihrini
aşığım şiire, hem delice
*
fakat susan kadınlar bilirim 
bütün kalabağıyla gönlünün 
ağız dolusu susan kadınlar
*
onların ellerinden başlar ilk mısra
ak ellerinden düşer kağıda emek
o kadınlar ki; şiirin özü
*
şairim... 
sözün hasını bilirim
tezgahımda ekmek kelam benim
*
fakat  kadınlar bilirim çalışkan
çelik gibi, işleyen
bütün gücüyle yüreğinin.ışıyan
*
o kadınlar ki ; nasıl da balkır
namuslu alınlarında emek 
anamdan bilirim.

'Ulaş Yüksel / İlk Mısra

5 Haziran 2014 Perşembe

yüreğimmiş sende kalan...
bilmiyordum oysa tekrar neden geldiğini
yüzün farklı olsada gelen sendin yine
sırrı dağıldı şimdi tüm aynaların
dağıldı sihri bütün eski sevdaların
gidebilirisin, fakat kalabilirsinde
sevebilirim, üzülmemde gidişine
hep bana çıkıyor artık nasılsa 
bilip bilmediğim bütün sokaklar 
kaybolmaktan korkmuyorum...

'Ulaş Yüksel / AYN'A

4 Haziran 2014 Çarşamba

sokak beni çağırıyor 
uzayıp giden o kapkara asfalt
uzanıp boylu boyunca 
yıldızları seyrettiğim o kayalık
kafatasıma asılmış kandiller gibi
öyle çoklar ki oradan bakınca
sokak lamlabarına küs olay yeri
kafamın içi, safi nur sanki,
ya o kuş seslerinene demeli
göğsümün kafesinde öyle neşveli
o kanaryalar, Mayıs'ın rüz-gar gülleri

ve ben, genellikle her zaman

sanki bir yağmur oluyorum öyle ılık ılık
tenim bir elekmişte içimden geçiyor muşum
öyle latifmiş vucudum o demler
ve emiyor, emiyor emiyor... 
üzerine yattığım o yumuşak kaya
sonra ne ben, 
             ne yağmur, 
                          ne o kaya
deli zannedip götürecek aynasızlar
çamlığın arasında semah ururken birgün
ama ne tuhaf ki; artık bunu da umursamıyorum
kimbilir belki bir tımarhaneye yatırırlar da
rapor bile alırım 'yaptığından sual olunmaz' diye 
neyse ney bre! çok çene ettik gene
gecenin güne kavuştuğu yere
de be deli gönlüm, 
aaaydi gidelim...

Ulaş YÜKSEL

1 Haziran 2014 Pazar

sonra uzandım gecenin koynuna 
iki seksen, bir doksan boyumla öyle upuzun 
ama artık ben uyutuyorum geceyi  dizlerimde sallayıp
türlü türküler icat ederek, sonu ya gam, yahut bir kayıp 
nasıl bulunur ki karanlıkta kaybolanlar 
biriniz anlatıversin bunu bana 
yarası da belli olmuyor ki sarsam hani 
hep siyah akıyor karanlığın kanı
unutsakta bir çoğumuz hala akıyor 
alışılmamış bir acı var bir yerlerde 
araya onca şey girsede hala inliyor o dağ 
ve arsız beyaz adam karnını şişirmekle meşgul hala
gözkapaklarımdan ağır düşer yüreğime bunca olup duran
işte böyle arkadaş, bazan uyku tutmuyor işte
insan olanın insan yanını...

Ulaş YÜKSEL / Ben Uyuturum Geceyi (Soma)

30 Mayıs 2014 Cuma

Hiç durulmasın sularım / yoksa kokarım ben / Ulaş
ve ben 
bir tek kadını severim hep aslında
çok azınız bilir bunu

o burçtan o burca uçarım bir anka gibi 
kayıtlamam sevgimi
her yüzde sen

keder ey ! 
asla ağına düşüremezsin beni

'Ulaş Yüksel
seninle konuşacak çok kadın çıkar karşına
sen kelamın ötesinden bakabilen 
seninle susacak kadını bul
uzuuun uzun susacak...

Ulaş YÜKSEL

28 Mayıs 2014 Çarşamba

sen gülersin 
ben yanağımdaki gamzeyi farkederim
kalbinin aynası vurur alnıma
aklım ışır, yeniden gün doğar yüreğime
belki yüreğimde devrim olur

sonra bir kitap okursun
denize atarız tek tek koparıp sayfalarını
unuturuz ezberlenmiş ne varsa
belki susarız uzun uzun

bir plak koyarız pikaba 
dalarız mehtaba 
belki mehtap sen olursun

Ulaş YÜKSEL
şiirler okudu şuh sesiyle
manevi bir maya çaldı ki gönlüme 
ya tutarsa dedik. tuttu

şimdi dibine kadar yaşamak için 
döndüm o duvarın önünden 
babamın kokusu çalınıyor burnuma
bir kahvenin kalabalığı sırtımda
öyle cigara kokuyorum 
ey keder nerdesin 
on üç yaşım ey !

ilk sevgilim, ilk ayrılıklar 
sevgiyle kucaklamak istiyorum
ey acı nerdesin ? uçtu

Ulaş Yüksel

21 Mayıs 2014 Çarşamba


söylediklerin beni ilgilendirmiyor artık
ben sesindeki gerçekliğe takmışım kafayı
anlattıkça eriyorsun bir buz dağı gibi içten içe 
kendini de inandırmaya çalıştığın yalanlarınla

sen hünerli bir arı olabilirsin bu kırda 
ve en güzeli ovanın dağın taşın ormanın
şimdilik dolaşmaya devam et dilediğince 
o çiçekten, bu çiçeğe...

fakat umutların tükendiği yerde
yedekte bekleyen sevgilin olamam, 
üzgünüm desem yalan olur 
üzgün değilim Eleni 

Ulaş YÜKSEL

20 Mayıs 2014 Salı

haydi gönlüm yürüyelim biraz ama çocuklarla bu defa 
çekip tahtadan kılıçlarımızı karanlığa şimdi adım adım
bır ıslık tutturup ağzımızdan ışıklar saçarak

bütün uydurulmuş dinlerin üzerine yürüyelim cesurca
belki ocaklara gün doğar, 1 Mayıs sabahı 
umut ya aşımız, kimbilir, belki dirilir ölenler...

ama biz hep, aç mı kalacağız ? hayır !

meclisin kapısına kadar dayanır en çok
siyasi erkin  o en kalın zırhı yıllardır delinemeyen
BİR MASAL KADER DENEN ŞEY, sakın inanmayın siz

haydi çocuklar,  
ARTIK İNANMAmakla başlayalım  
bu işe biz !

Ulaş YÜKSEL / İnanmayın Çocuklar

19 Mayıs 2014 Pazartesi

böyle çalkalanmasaydı 
içimde şu koca umman
fısıldayamazdım kulağına 
o deniz kabuğunun hikayesini 
taşımasaydım na şuramda bu göğü  
nasıl anlatırdım kuşları sana ben
bir ateş ki bağrımda nice bin yıldır
tutuşur o alımlı kuyruğu Anka'nın
hiçliğe kanat vururken devirip dağları
hepliğin koynunda yanarak devleşir
şu tabiat ey! toprak anam,
ellerime bak şimdi 
ellerim anlatsın sana 
dört anasırrı 
ellerim...
         emeğin ekmekten 
                           daha kutsal olduğunu.

Ulaş YÜKSEL

19.05.2014

15 Mayıs 2014 Perşembe


elimden tutuyor ak libaslı bir Bedreddin müridi
eteğinde kömür karası
vuruyor mührünü yeniden yeniden
vuruyor gürzünü yüreğimin orta yerine

ve ben yüzümdeki karadan utanıyorum
bundandır soluğumun böyle kesilmesi
ne gelir ki elimden yazmaktan gayri
ak kağıt üstüne kömür karası

Ulaş YÜKSEL / Kara Yazı

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Hangi taşı kaldırsam 
altından AKreP çıkıyor

Duble duble kan içiyorsunuz
yollar.. kan kokuyor yollarınız

Ulaş / Duble Yol

13 Mayıs 2014 Salı

hiçbir şey kaybetmedim 
hep kazandım şu hayatta ben
bilmiyorsun canımın içi.anlamıyorsun
benim kayıplarımdı bütün kazancım

misal; sen gidersin, 
ben daha çok sarılırım sana 
baktığım gider, gitsin...
gördüğüm hep bende kalır

Ulaş YÜKSEL / Ayna

12 Mayıs 2014 Pazartesi


gönlün kaynıyor mu arkadaş ! 
hayır hayır, birine felan değil ha
bütün evreni sığışmış buluyor musun kendinde
vucudun koca bir alemmiş de mesela
adım adım dolaşıyor muşun 
bir ıslık tutturarak kendi içinde

kafamın tavanı mavi gök, 
kafatasım yıldız alacası ...
ben mi senin koynunda uyurum, 
sen mi benim ey gece
şu sapaktan sağa dönsem, 
yine kalbim çıkacak karşıma...

Ulaş  YÜKSEL



8 Mayıs 2014 Perşembe

kötü olan sen değilsin
meylettiğin işler fena

insandan değil ben
sözün gancığından osandım

Ulaş YÜKSEL
biraz daha şiir okusam 
ışıyacak aklının 
ve yüreğinin elleri

Ulaş YÜKSEL
kaç duygu sığar bir halıya
hangi duygu hangi rengi alır 
ayıptır zira, gizler tüm hislerini ustaca
bütün acısını, sevincini, sevdasını
tüm kazancını, amansız kayıplarını
ömrünü dokur bu bozkırın kadını
ilmik ilmik şol ardıç tezgahın başında
işlemeli mendillerde dalgın 
gürül gürül keçi sırtı kilimlerde
tüm tansıklarıyla dokur gönlünü 
koca bir ömrü, emeğin tezgahında

Ulaş YÜKSEL

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Benim yolculuğum da şiirle 
iki mısra düşerim, biri pencere kenarı

Gökkuşağı fışkırır andacımdan 
Alnımda o güneşli gün

Ulaş YÜKSEL

4 Mayıs 2014 Pazar

Tahir Zühre'yi sevmeseydi 
yahut hiç sevmeseydi
ne kaybederdi Tahir'liğinden ?

'' kalbi kururdu Tahir'in ''

Ulaş Yüksel
bahar gelir belki dağlarına
giyer bir türkmen kızı gibi 
al çiçekli yeşil entaresini 

seninle severim belki bu kenti ...

Ulaş YÜKSEL

30 Nisan 2014 Çarşamba

ne acayip bahar...
gözlerin fesleğen kokuyor

nasılda patlıyor karanfil
ağzında sardunyalar

öyle kırmızı ki gülüşün,
tüm avluda kokun yankılanıyor 

Ulaş YÜKSEL

29 Nisan 2014 Salı

kim demiş Ulaş işsiz diye
kolay mı bu saatte kalem tutmak
yüreğinin dehlizlerine dalıp nefessiz 
bu büyük fırtınada inciler çıkarmak

kömür mü sandın 
şu kağıda düşen karayı sen
öyle kolay mı 
duyguların göçüğünde kalmak
her seferinde yeniden ...
ölüp ölüp dirilmek

kendi yüreğine 
sırtını dönen insanların dünyası bu
heyhat !
yüküm ağır ki ağır,
kaç şairin ruhunu taşırım ey !

bir satır arasından 
bağırsam şöyle avazım çıktığı kadar
'' sesimi duyan var mııı ''
söyleyin hadi 
kaçınız işitir yıllanmış naramı

beni ancak, bu ekmeği bölenler kardeşçe
beni ancak, yüreğinden paylaşanlar 
sofrası kağıt, aşı kelam olanlar
beni ancak, en çokta beni... 
kalem işçileri anlar 

Ulaş YÜKSEL

22 Nisan 2014 Salı

kaç adamın daha teninde,
arayacaksın terimi...
hayır bilmiyorsun, 
malesef uykudasın daha

ah sen ...
öyle koklamadın ki beni
emeğin miski o,
ekmekten daha kutsal

uzun lafı sevmezsin bilirim
ellerimden başla, gözlerime bakmaya
sevmek diyorum canımın içi;
ince işçilik ister.

Ulaş YÜKSEL / Misk

21 Nisan 2014 Pazartesi

sözün bittiği yerden başlıyorsun sen
ve senin sustuğun yerden başlıyor 
şimdi konuşmaya ellerin 
ellerin de susuyor sonra 
sonra gözlerin ...
devleşiyor o sıska bedenin 
nerden, nasıl öğrendin
bütün gövdenle böyle taş kesmesini
yırtıyor karanlığın perdesini
yüreğinin sessizliği

derken; dalıyorum yine ansızın
yepyeni bir düşün macerasına
atlıyoruz bir yokluğun üzerinden 
semahlar dönüp, çarklar ururak
karıp kendi hamurumuzu nihayet
var ederek kendimizi yeniden
ellerimizden başlayarak
yağmurlu bir Nisan sabahı
koynunda yedi renk ebemkuşağı
vurulmuş yatıyor göğsümde 
saçlarının ormanı 
döşümde ıslak toprak kokusu
tekrar tekrar sevişerek soluksuz
bunca açlığa kuşanıp kılıçlarımızı 
tek tek vuruyoruz, tüm tanrıların başını 

Ulaş YÜKSEL

11 Nisan 2014 Cuma

benim toprağımda suret bulur
baş verir senin o çalışkan ellerin
ey esmer güneş 
olmasa tenim ne kıymetin var 

parlamasa sevgilinin gözleri aşkla
içim ısınır mı yine böyle, hadi söyle
senin bu şavkın bilir misin nerden gelir

kim tutar bu suyun başını 
Leyla bakır ibriğini nerden doldurur
Mecnun urmasa bu çarkı öyle sermest
hangi dağın ardından yükselir böyle gün

bir adın ışk ise bir adın aşk senin
şu gönlümde ki bahar olmasa ey
hangi toprağı okşar seviyle sıcak ellerin

Ulaş YÜKSEL / Limon Çiçeğim

9 Nisan 2014 Çarşamba




bunca kalabalığın arasında
bu denli yalnızlaşıyorsam eğer
işte bu senin suçun...

bu suçu işlemeye devam et.

Ulaş YÜKSEL

5 Nisan 2014 Cumartesi

Boşver şimdi bunları azizim
şiiri sever misin şiiri
ya türküleri ..

resim çizer misin hiç
bir manzarayı seyretsende olur
ayak üstü iki dakika soluklanıp

içitiğin olur mu 
günde üç demlik birden 
sarhoş olur musun hiç çayla

en az bir saat vakit ayırmalı insan kendine
yürümeli hergün çok kısacık da olsa
elleri ceplerinle bir başına.öyle hür

dans eder misin dans 
yüreğindeki melodiye karılıp
öyle içinden gedldiği gibi

avludaki erik ağacının dibinde durup,
sevdalanır mısın patlayan tomurcuğa
her bahar yeniden devinir mi sinende aşk

yemişim işini gücünü 
evini arabasını, yatını katını...
bana şu söylediklerimden bahset

şiiri sever misin şiiri ?

Ulaş YÜKSEL / Sultan Süleyman

1 Nisan 2014 Salı




neden terler ellerim böyle yokluğunda
ya kalemimden damlayan emek
atmasam kendimi şu maviye
boğar bu keşmekeş beni

işte bunun için 
bu kadar tuzlu bu deniz
hadi terime karıl parlasın tenin 
hadi, iyot koksun saçların..

Ulaş YÜKSEL / Andacım Deniz

30 Mart 2014 Pazar




yine kaybettik
neyse si.tiret henüz ölmedik
kuralım kendi şarabımızı 
hadi sevişelim kaldığımız yerden 
eskisinden kırmızı
ondan sonra içki 
on ikiden sonra sevişme yasağı
gürültülü olsun
devriyeler dayansın kapıya
ellektrik elektirik
kim indirdi şartelleri
sahi ,
nezarette öpttüm mü hiç seni
şu sandıkların üstünde
sevişelim ölene dek.

Ulaş YÜKSEL / Oy Sandığı (30 Mart yerel seçimler )

29 Mart 2014 Cumartesi




otursam balkonum küpeştesine
sarkıtsam şöyle ayaklarımı aşağı
kimse görmez be 
baksana saat kaç olmuş
dokuz osuruk atıyodur şimdi
pireler uçuşuyodur kıçında
karşı yurdun bekçisinin bile
hem görse ne anasın satim
ne olur sanki peh

neyse ;

sonra kaldırsam başımı göğe
şöyle dalsam yıldızlara 
sanki ilk kez görüyormuş gibi
unutur muyum bunca acıyı
saysam yıldızları bir bir
yutkunur muyum 
on beş diyemeden

aya bak aya 

yazıktır !
daha on dördünde be

Ulaş YÜKSEL / Berkin'e

12 Mart 2014 Çarşamba




yok bi'şeyim annem

üzülme, merak etme sen

kanla yoğurmuşlar

bu ekmeğin hamurunu

Ulaş YÜKSEL

1 Şubat 2014 Cumartesi





Sen benim şarap tasıma
mey doldurmasanda olur
şöyle bi'vur geç bakır ibriğini
tınısından ben, Mecnun'a döneyim.

Ulaş Yüksel

28 Ocak 2014 Salı







sıkı sarılırım fakat, bütün kalbimle
gül memeler arası gümbür gümbür
yüreğinde duyarsın yüreğimin telaşıını

kim öğretti böyle, belden yukarı sevmeyi
dalıp gözlerinin rengine, habersiz izlemeyi
suların gürültüsüyle, uzanıp giden yeşile

okşamayı sözcüklerle, susarak daha çok
koklayarak saçlarını, fısıldayarak sevgimi
tüm kalabalığıyla ağzımın, susarak daha çok.

Ulaş Yüksel / Susarak
kara çalınmış yüzüne. kalem karası
ışımış alnında çizgiler dize dize
kıvrılırak saçlarından kelam
dökülüyor omuz başlarından

ya'bu sızan ne; gül memeler arası
karnının sahrasında düştüğüm kuyu
ya'bu ten, ya'bu koku ...

kasıklarında bir bahar deviniyor kış ortası
baştan ayağa şiire kesiyorsun 
ve ben aşkla; bıkmadan, usanmadan
tekrar tekrar okuyorum seni 
dudaklarımda sırılsıklam söz

eeey güzel yüzlü Yusuf !
neden döndün sanki Züleyha'ya sırtını 
şehvet değildi ki seninkisi
söylesene; aşktan kirlenir mi hiç insanın elleri

Ulaş Yüksel

23 Ocak 2014 Perşembe


Ey aşk !
çık kozandan 
seviyle kutsa beni
sevi söndürecek
bütün ateşleri çünkü

tek yol bu,
tek din bu !

artık korkmuyorum 
gönlüm eeey !
ardınsıra iz sürmekten
kalbim...
sadece sen tut elimden.


Ulaş Yüksel
kaç kadın oldu ki karşısında 
böyle çocukça saçmaladığım 
kaçı görebildi ki perdenin ardında
sevdikçe devleşen şu yüreğimi

inan kıymeti yok hiçbir sözün

neler söylemek isterdim oysa 
sevgilim...
iki dudağın arasından
sana senden,
konuştukça batmasam böyle

neden böyle oluyor eeey koca Çalap

neden kırılmıyor bir türlü bu kör olası talih
huzurumu kaçıran huzurumsun
söylesene, neden vuslat ayrılığa denk
oysa ben, sen mişsin gibi seviyorum artık
kendi ellerimden başlayarak herkesi, her şeyi
söylesene, bu onulmaz yazı neden

Ulaş YÜKSEL

12 Ocak 2014 Pazar

TURUNÇ KÜLTÜR SANAT DERGİSİ
YIL : 3 / SAYI : 7 - 8


Tanrı saçlarını ateşe veriyor
Bir eli yanıyor, bir eli umursuz


Madımak'ta Banaz'da Kerbela'da susuz
Serez'in esnaf çarşısında yanan parmaklarız biz.

Ulaş YÜKSEL / AKreP Taşlama

-Teşekkürler Turunç

7 Ocak 2014 Salı

Yüreğinin yükü
boynumun borcu olsa
sürsem yüzüne yüzümü
Patlasa tomurcukları öbek öbek
gerdanında bir bahar devinse

Üşüyorum, 
dizlerimde inceden bir sızı
Tuttursak diyorum şu çıranın ucunu
bir iyce bastırmadan kara kış 
kapımızı çalmadan zemheri

Tüm mağlubiyetlere inat.korkmadan
uzatsan ellerini daha da cesur,
Her harbin sonunda delice
giderek büyüyen şu yüreğimiz
ah şu bitmeyen güz sancısı

Belden yukarıdır bizim sevişmelerimiz
anlamasa da bunu kafasının içinde
hayalarını taşıyan erk
bize ne
Düşünecek birşey yok !
hadi, alıştık dövüşmeye
alıştık sevişmeye nasılsa

Ulaş YÜKSEL

28 Kasım 2013 Perşembe

kanat vurdu, ağdı semaya ellerin 
artık yakalayamaz oldum 
uzanamıyorum bunca boyuma rağmen
kendi göğümden gayrine yetmiyor 
ellerin. ah ellerin bir çift martı
bir tebessüm ağzımın kenarında 
öylece asılı kaldı

tuhaf ki, acıtmıyor artık bu mavi
söylesene nerden aldın bu ateşi 
nedir bu parlayan gökle derya arası
bir bilsen şaşardın şu hane-i gönlümde 
nasıl bir kandili yaktığını
iki mavi mesafesi

is tutmaz kendi ışkına dönmezse insan yüzünü
süzüldüğün şu gök şimdi kordon boyunca
söylesene kaç mavi eder, bir gönül
bırak bu telaşı, kaçma kendinden
bak gözlerime hiç batmış mı o güneş
kaçma artık, yoruldun, artık anla 
bu gönül senin öz yurdun 

Ulaş YÜKSEL

23 Ağustos 2013 Cuma



Belki bir gün buluşuruz 
taş atarız denize,
kelimeler çoktan tükendi 
yasla başını yüreğime
yüreğim bir deniz kabuğu,
fısıldar eksilmeyen sevgimizi
vurur sözcükleri yüreğinin sahiline 
malum; tek kişilik sevemedim ben
uzanıp yıldızları seyrederiz 
o kumsalda mıh gibi çakılıp
belki susarız uzun uzun kimbilir
yılların özlemiyle ..
bir martı geçer hem bakarsın
yeniden ağarır belki ellerimiz 

Ulaş YÜKSEL